"Aşk bir bakakalma hâlidir. Sonsuz bir şaşkınlık hâli... Soğuk bir aralık sabahında, uyanır uyanmaz üzerinde ince pijamalarınla bahçeye çıkıp üşümenin ötesinde bir titreme hâlidir. Aşk, bütün gün oyun oynayıp öğle uykusu için annenizin sizi serin bir odada, yün yorganın altına sokup alnınıza bir öpücük kondurmasının ardından, odadan çıkar çıkmaz ve kapıyı kapatır kapatmaz, uyku ile karışmış bir uyanıklık hâlidir. Aşk, insanın fabrika ayarıdır. Odanın serinliği, yorganın yoğunlaşmakta olan sıcaklığına yerini bırakırken farkına vardığın bedenindeki huzur, kalbindeki güven hâlidir. Aşk, onun sesi, onun kokusu, onun varlığı, senin bunları yaşamaktan duyduğun ayrıcalık hâlidir. Aşk, maddenin koklaşma hâlidir." ✨️ "Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti."
Mucizemin Adı Sen
Adını fısıldıyor içimde sustuğum ne varsa, Sen, bir çöl ortasında bulduğum o serin vaha... Gözlerim gözlerine değdiği o ilk andan beri, Kalbim, adını ezberleyen derviş gibi rüyada. ​Dokunduğun her yer çiçek açıyor ruhumda, Karanlık, senin o derin bakışınla dağılıyor. Ben sende buldum kaybolan tüm renklerimi, Sensiz geçen günler, sanki hiç yaşanmamış sayılıyor. ​Sen, ömrümün en çıkmaz sokağında karşıma çıkan yol, Kurumuş toprağıma yağan o en şefkatli yağmursun. Kaderimin en zarif, en güzel hediyesi; Dile getiremediğim duaların cevabı, mucizemin adı sensin. ​Yorulmuş kalbimi yasladım senin limanına, Şimdi hangi rüzgâr esse, kokun doluyor odama. Yaradan’ın bana lütfettiği en kutsal emanet, Ömrümün geri kalanı, mucizemin adı; yalnızca sen...
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Serin bir rüzgar esiyor
Bir külah dondurma ve kaybolan yazlar
Dondurma neden hep çocukluğun tadında? Ağzınızdaki ilk soğuklukta ne hissediyorsunuz? Kaymak kaymak gibi değil artık. Çikolata da çikolata gibi değil. Peki, tarif mi değişti, biz mi? Ne zaman dondurmanın adı geçse, ne zaman bir külah alsam, nerede olursam olayım, kendimi bir an için çocukluğumun yaz akşamlarında, Moda’daki dondurmacımızda bulurum. Annem, babam, kardeşlerim ve ben. “Ne’li olsun?” diye sorulduğunda seçim zorlaşırdı. Çikolata mı, kaymak mı? İkisi de güzeldi. Dondurmalarımızı elimize alır almaz erimeye, akmaya başlardı. Eriyen damlalara yetişmeye çalışmak başlı başına bir oyundu. Sonrası hep beraber Kumlu Park. Çocukken de adına Kumlu Park mı derdik, yoksa bu isim sonradan mı yerleşti, bugün emin değilim. Ne de olsa o yıllarda tüm çocuk parkları mumluydu. Yıllar sonra yine koşarak dondurma alsam da, lezzeti yine harika olsa da bir şey eksik. Parka kadar yürüyorum. Dondurma akmıyor. Telaşlanmıyorum. Yaz mı çok sıcaktı o zamanlar? Ben mi yavaştım, yoksa dondurma mı değişti? Kaymak artık kaymak gibi değil. Çikolata çikolata gibi değil. Tarif mi değişti? Ben mi? Belki o dondurmayı özel yapan taze meyveydi. Annemin elimi tutuşuydu. Ailenin sıcaklığıydı, Moda sahilinden gelen iyot kokusuydu, yaz günlerinin o tatlı serinliğiydi. Belki sütün tazeliğiydi. Belki de hepsiydi. Anılardı, çocukluktu. Kim bilir? Dondurma yine de vazgeçilmez. Kaç yaşında olursak olalım, bir külahı elimize aldığımızda içimizde hâlâ tatlı bir heyecan kıpırdar, yüzümüze çocuksu birgülüş yerleşir. Dondurma bize çocukluğu geri getirmez; ama o günlerin sevgiyle dolu, kaygısız mutluluğunu tekrar tekrar hatırlatır. Dondurmanın arşivlerdeki tarihi Antik dönem anlatılarında karın meyve suyu, bal, şerbet ve çeşitli nektarlarla karıştırıldığına dair pek çok rivayet dolaşır: Çin’in buz
Makale|Yazı
Serin bir kokunun da hatrı yok artık.
ZÜMRÜDÜANKA Serin bir rüyanın hatırınadır çektiğim dünya ağrısı Bir hayalden geldim ben, bir hayal verdim sana, mavi-yeşil bir hatıra; işte dünya ruhum! ovada sert es, yamaçta sus ırmakta ağla. İşte dünya kapısı, işte dünya kederi ister dağının gölgesinde dur, ister incirin neşesine vur ağrı kendini ve tamamla. Birhan Keskin