serkan eken

serkan eken
@serkaneken
Evrenin Sırrı Üzerine - Anunnakiler (Sümer Miti)
Evrenin Sırrı Üzerine - Anunnakiler (Sümer Miti) Yüzünü çevreleyen siyah gagalı maskesinin tüylerini okşarken düşünüyordu. “Olmayacak sanırım, onlar doğaya hükmedebiliyorlar.” “Benim eserlerim yalnızca birer kopya, işlevsiz birer kopya…” Derken hamamın suyunun hazır olduğunu haber veren bir hizmetkar geldi. Dağıttı bütün düş bulutlarını. Rolüne devam edecekti. Umut tohumları ekmişti kalabalığa. Kırbaçla itaat etmemişlerdi. Umut vermişti. Tanrıların katına, cennete çıkma umudu. Binlerce kişi taş ocağına gidiyor ve geliyordu. Bittiğinde ne yapacaktı? Sonuçsuz bu yatırımı nasıl izah edecekti? Veyahut nereye kaybolmuşlardı bütün o göğün tanrıları? Basamaktan ilk adımını attığında onlar hakkında düşünmekten imtina edeceğine söz verdi kendisine. İkinci adımında bu sözünü bozdu. Merak ediyordu. Neydi amaçları? Neydi bizi vareden düşünce? Elbet öğrenecekti. Ömrü yetmese dahi… Sonsuza dek yaşamaya o anda karar erdi. Bir şekilde muhafaza ettirecekti bedenini. Tüm o doğa bilimcileri, tıp uzmanları boşuna mıydı? Tanrılar… Anunnakiler… Gökten inen elliler… Sahi ya, nasıl hükmediyorlardı doğaya? Bizler aşamıyorduk doğanın kanunlarının sınırlarını. Belki de o nedenle arşa çıkamıyordu piramitlerimiz. Büyünün mümkün olduğu bir mekandan geldiler onlar. Zamandan ve mekandan bağımsız yaşıyorlardı. Tanrı fikrine uygun… Acaba onlar tanrılar mıydı? Yoksa kendi evrenlerinde arayıp erişemedikleri tanrıyı bulmak için bambaşka kanunlarla çevrili bu dünyadaki bizi mi kullanıyorlardı? >> Az kaldı. 21. yüzyılda kendi doğa kanunlarımıza ters düşmeden evrensel iletişimi bulduk. Tıbbı geliştirdik. Uzay kolonileri kurmanın ilk adımını attık. Az kaldı yakalayacağız kendi tanrılarımızı. Bilimle, şüpheyle… Ancak sonra onlarınkini de bulabiliriz. Onlara nihayet yardım edebileceğiz. << Serkan Eken
Mitoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Lanthimos Kazası
Lanthimos Kazası Genç adam aylar, belki de yıllar evvelinden tanıdığı birine rastlamıştı, geçtiğimiz hafta. Görüştüler, konuştular, gülüştüler, gülüştüler... Gel bana dedi Tanıdık. Koyuldular yola. Soğuk soğuk esiyordu, İzmir'e has olmayan bir ayazdı. Klasik ve klişe olması pahasına; genç adam ceketini tanıdığın omzuna astı. Devam ettiler yürümeye. Markete girdi Tanıdık, peşinden de genç adam. Birkaç meyve almaya yeltenirken üzümler çekti dikkatlerini. Şarabı hatırlattı salkımlar. Şarap aldılar böylece. Bir de pis bir çerezlik eklediler yanına. Koyuldular yola. Eve vardıklarında hiç yabancı hissetmemişti genç adam, adeta kendi düzeniydi karşılaştığı ev. Mutfak gereçleri, buzdolabı bile... Adeta kendi düzeniydi. Bu çok önemli bir ayrıntıydı. "Bu çok ilginç işte!" diye söylendi. Kendini hiç de yabancı hissetmemesi ta o an bile dikkatini çekmişti. Konuştular, gülüştüler, gülüştüler; bu kez kahve değil, şarap eşliğinde... Film seçtiler ve izlemeye koyuldular. Yorgos Lanthimos'un 'Köpek Dişi' – ‘Kynodontas’ filmini seçmişti Tanıdık. Olur verdi genç adam ve film başladı. Akıllarında yakınlaşmak olan bu ikili; filmin sansürsüz ve çirkince sahneleri karşısında ve de filmin durağanlığı nedeniyle buz kestiler adeta. Derken film bitti. Genç adam veda etti ve ayrıldılar. Bundan belki aylar sonra el ele, diz dizeyken bunu anıp kahkahalarla gülüşeceklerdi belki de... Kim bilir...
Edebiyat
Otobüs Metaforu
Otobüs Metaforu İhtiyar adam sordu: “Nedir hayat?” Genç olan cevapladı: “Hayat ne biliyor musun? Kapat gözlerini. Bir açtın ve rastgele bir otobüstesin. Nereye gittiğini bilmiyorsun. Manzara çok değişken; bi’ seviyorsun, bi’ sevmiyorsun. Yol bazen engebeli, bazen otobana çıkıyorsunuz. Ayakta gidenler de var, oturup arkasına yaslanıp gidenler de. Hatta bazı yolcular var ki sürekli tıkınıyorlar, sevişiyorlar… Önlerindeki ekrandan film, dizi izleyip hoş vakit geçiriyorlar. Peki ya bunlara sahip değilsen ve sürünüyorsan otobüsün içinde? Tutunacak bir tutamaç bulamadıysan?(Tutunamayanlar) Her frende, her olayda savruluyorsan. Artık bu bir işkence haline geldiyse? Yapacak bir şey yok. ‘Cheat’ yazamıyorsun veya kapatıp çıkamıyorsun. Yaşamaya mahkumsun. Üstelik yolculuktan sıkıldıysan durdurup inme şansın yok. Çekeceğin acıyı göze almalı ve otobüsten atlamalısın. İşte budur hayat.”
Edebiyat
Rüzgar Eken Fırtına Biçer, Her Zaman
Rüzgar Eken Fırtına Biçer, Her Zaman Cumartesi günlerinden birinde, nisanın son günlerindeki o sabah coşkuyla doluydu iç dünyası. Rüzgar hayatının ortalamasına bakılacak olursa sabahı, sabahın hakkını vererek yaşadığı söylenemeyecek biriydi. Ancak bu sıralar erkenden ayaklanıp dışarı atıyordu kendini. Kah kahveciye gidiyor, kah kahvesini demleyip yanına alarak parkta buluyordu kendini. O cumartesi günü de benzeri oldu. Parası vardı cebinde, az da olsa vardı. Kahveciye yürürken Emek’in sokaklarında Anıtkabir’i seyrederek ilerledi. Döndü 7. cadde dönemecinden. “Ucube…” diye sayıkladı. Yolda gördüğü görece çirkin iki kız için böyle söylemişti. O olsa, Hoyrat yanında olsa insanlara öyle söylerdi. Sahi çirkinlere ne zordur şu dünya… Neyse vardı kahveciye, farketti ki parası sandığı kadar yoktu. Sigara ile kahve arasında seçim yapması gerekiyordu. “Elbette sigara!” dedi seslice. O olsa, Hoyrat yanında olsa şöyle söylerdi: “Benim yakıtım sigara, doluysa paketim yürüyemeyeceğim mesafe, konuşamayacağım konu yoktur.” Oturdu, masaya kuruldu ve son günlerin klasikleşmiş çabasına girişti. İş arıyordu bizim Rüzgar. Ne iş olsa yaparım diyerek başladığı bu arayışta şartları giderek iyileştirmişti. Artık vasıfsız mesleklerden uzak duruyordu. Peşi sıra özgeçmişini göndererek başvurular yapmaya başladı. Derken olmayacak birinden, hiç beklenmedik bir bildirim düştü telefonuna. Görüşelim diyordu Bahoz. Liseden arkadaşı Bahoz Biçer. “Kürt fırtınası kardeşim benim…” dedi. (Bahoz Kürtçede fırtına anlamına gelmektedir.) Sanki hissetmişti Rüzgar’ın Ankara’da olduğunu. Bahoz Kürt kökenli bir ailenin, Aydın’a taşındıktan sonra dünyaya getirdiği biricik oğluydu. Lise döneminde üstün başarı göstermiş ancak beklendiği üzere doktor veya mühendis olmayıp sosyolojiyi tercih etmişti. İdealistti
Barış