Çehov, acıyı ve zorlukları bizzat yaşamadan, tecrübe etmeden yaşama art niyetle olmasa da toz pembe bakılamayacağının öyküsünü muazzam bir acı mürekkeple satırlara adeta kazımış.
İnsan düşünüyor da, 'kişisel gelişim' adı altında motivasyon metotları tavsiye eden, 'takmayın, yaşayın' ağız birliğiyle derinliksiz sözler sarfeden 'tavsiye profesörleri' acıyı, ekonomik-sosyal bunalımı ve diğer türevlerini ne kadar tecrübe etti yahut kendi başına gelince nasıl bir ruh halinde oluyor...?
Yefimoviç ve Dimitriyeviç karakterlerinin diyalogları ve öykünün sonunun bende uyandırdığı düşünceyi kendi adıma bir açıdan örnekle aktarmak istedim, okuyan birçok cepheden bakacak ve yeni cepheler açacaktır şüphesiz.
Okuyun, okutun... :)