Evvela Tanpınar'ın akıcı, şairane dili adeta insana kitabı elinden bırakmak istemesine olanak vermeyişçesine sürükleyip götürüyor.
Tanpınar, paragrafları yerinde teşbihlerle özet haline de getirerek okuyucunun kurguyu idrak edebilmesini sağlıyor.
Osmanlı'nın son çeyrek yüzyılında dünyaya gelmiş birisi olarak II. Abdülhamit Han zamanı İstanbul'unun siyasi-sosyal yapısını okuyucuya içselleştirerek veriyor, önemli mevkilerde bulunan kişilere ayrı parantezler açarak aktarması da bu durumun pozitif cabası olmuş.
Hülasa, "Garip Bir İhtilalci" bölümündeki Osmanlı'nın yıkılışa giden sürecini, "Doğu ve Batı" merkezli medeniyet meselesi üzerinden ele alarak insan ufkuna katkı sağladığı bölüm için "dahi" okunması gereken edebiyatımızın kıymetli eserlerden birini teşkil ediyor.
“Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflası nedir bilir misin? İnsan bozulur, insan kalmaz! Bir medeniyeti medeniyet, insanı insan yapan manevi kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdimizin büyüklüğünü? Cahilsin; okur öğrenirsin! Geride kalmışsın; ilerlersin! Yetişmiş adam yok; yetiştirirsin; günün birinde meydana çıkıverir! Paran yok; kazanırsın! Her şeyin bir çaresi vardır! Fakat insan bozuldu mu çaresi yoktur!”