yb

Mürşit'e hikâyesini anlatacak, sonra kendini vuracağı başka bir dağ, kaybolup unutulacağı başka bir şehir bulacakmış. Hayatındaki her şey felakete gitmiş. Felaketi önleyememiş, zaten önlemek istemiş mi emin değilmiş. Öyle diyor. Şimdi boynunda bir yer seğiriyormuş, başı bağımsızlığını ilan etmiş.
Reklam
kırk yıldır hatırlamamak için elinden geleni yapıyordu, sızlayan içini kurcalamıyordu, kurcalarsa ruhundaki çıban patlayacak, zaten zor dayandığı dünya tümden irine batacak.
Madenci arkasından seslendi. “Mürşit Ahi!” Mürşit durdu, dönüp baktı. “Başkalarının kuyuları daha fena,” dedi Madenci. "Elimde olsa kendi kuyumda boğulurdum.”
Arkasında kalan yıllar boyunca yaşadığı ne varsa ona acı veriyor. Hayatı ona acı veriyor. Güzel şeyleri de unutmak istiyor. Güzel şeyleri hatırlamanın ertesi günü mahveden, yıkıcı bir tarafı var.
"Hafızası insanın düşmanıdır,” dedi aynı gece. “Unuttum, kurtuldum sanırsın ama öyle bir şey yok. Yaşanmıştan kurtulmak yok. Toprağa girene kadar takip eder seni olmuş olan."
Reklam