Okumaya ziyadesiyle geç kalınmış bir kitap...
Puan vermedi·160 syf.··
2026 73. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 20:21
Büyük Kudüs Gecesi - Diriliş Buluşması vesilesiyle aldığım bu kitap, tabiri caizse beni derin bir uykudan uyandırdı diyebilirim, elhamdülillah. Nasıl ibadetlerimiz bir süre sonra rutine bağlıyor gibi oluyor ve eski lezzeti alamıyorsak Filistin davası da benim için biraz öyle olmuştu, bunu fark ettim. İlk zamanlardaki kadar dua etmiyordum; eski heyecan, eski dava aşkı yoktu içimde, rutine bağlanmıştı bir nevi. Lakin kitabı okuyunca tekrardan fark ettim ki “Mescid-i Aksa, Filistinlilerin vatan davası değil, tüm Müslümanların inanç ve beka meselesidir.” (s. 119) Elhamdülillah... Kitabı okurken Said Ercan hocamın [youtube.com/shorts/-mvIWorC...] videosunu gördüm ve tam kitabı okurken denk gelmesi de gerçekten çok hoşuma gitti. Diriliş Buluşması konferansında Said Ercan hocamın oğlu minik Yusuf Bera da vardı ve Yusuf Bera'nın bizlere söylediği şeyi ben de sizlere aktarmak istiyorum: "Eğer bir İsrail askerine tokat atmak istiyorsanız boykota devam edeceksiniz." İbrahim (a.s.)'ın ateşine su götüren karınca misali, faydamız olmasa da tarafımız belli olsun inşallah. Erbakan Hocamızın sözüyle bitirelim: “Bir milletin asıl gücü; topu, tüfeği yahut tankı değil, imanlı gençliğidir.” (s. 140)
Kudüs’e Ses VerSaid Ercan · Ravza Yayınları · 2023305 okunma
Savaş barıştır Özgürlük köleliktir Cehalet kuvvettir
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:25
1984’ü bitirince insanın zihninde önce olaylar değil bu ses kalıyor. Orwell sana bir hikaye anlatıp çekilmiyor seni sloganla telescreen’le ihbarla korkuyla hafızanın çöküşüyle aynı odada bırakıyor. Roman boyunca anladığım. Bu kitap bir rejimin ne kadar zalim olabileceğini anlatmaktan çok insanın hangi noktalarda içeriden kırıldığını anlatıyor. George Orwell 1984’ü 1949’da yayımladı romanı ağır veremle boğuşurken yazdı ve son sayfalarını Jura’daki evinde tamamladı. Kitap yalnızca bir distopya klasiği olmadı Big Brother Thought Police Room 101 doublethink ve Newspeak gibi ifadeleri gündelik dile taşıdı. Bunun sebebi de şu 1984 iktidarın insanı sadece dışarıdan değil içeriden de nasıl biçimlendirdiğini gösteren ender romanlardan biri. Benim için 1984’ün asıl kudreti geleceği bilmiş olmasında değil. Asıl kudreti gerçeğin nasıl eğilip büküldüğünü sevginin nasıl bozulduğunu dilin nasıl daraltıldığını ve insanın nasıl kendi zihnine yabancılaştırıldığını adım adım göstermesinde. Bu yüzden bu romanı okurken bir ülkeye değil insanın savunmasız taraflarına bakıyorum. Romanın Kalbi Bu romanı sadece gözetim toplumu diye özetlemek romanın kalbini ıskalamak olur diye düşündüm. Merkezde kamera değil hakikat üstünde tekel kurma tutkusu var. Winston’ın işi geçmişi düzeltmek değildi geçmişi Parti’nin o günkü ihtiyacına göre yeniden icat etmek. Britannica’nın da özetlediği gibi Parti yalnız bedeni değil düşünceyi hafızayı ve anlamı hedefliyor Orwell Foundation da Winston’ın görevinin olayları Parti sürümüne uydurmak olduğunu açıkça vurguluyordu bizlere. Burada dil dekor değil silah. Orwell daha 1946’da dil gevşedikçe düşüncenin de gevşediğini kötü ve özensiz dilin aptalca düşünmeyi kolaylaştırdığını yazıyordu. 1984 bu fikri soyut bir deneme olmaktan çıkarıp romanın işkence
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·309 syf.··
2026 24. kitabı
Kitabı çok severek ve merak ederek okudum bence gerilimden çok merak kitabı. Başlarda akmayacak gibi geliyor ama sonrasında nasıl okuyup bitirdiğimi anlamadım. Sadece son kısmını beğenmedim bence oldu bittiye geldi belki de normali budur herkesin tarzı farklı tabii ki ama bence daha farklı bir son olabilirdi yani biraz daha uzun yazılabilirdi sonu bi 50 sayfa daha okumak isterdim açıkçası. Theo bir psikolog. Kızımız Alicia ise bir ressam. Alicianın kocası Gabriel öldürülüyor ve suç aleti Alicianın elinde duruyor. Alicia sessizliğe gömülüyor asla ses yok tepki yok. Tedavi ederiz diyip bir kliniğe kapatıyorlar ama kızdan kimse tepki alamıyor. Bu olay Theonun çok dikkatini çekiyor. Geçmişi sıkıntılı birisi Theo. Kendini tedavi edemeyen bir psikolog ya da psikiyatrist artık unuttum tam ne olduğunu. Theo kendi çalıştığı kliniği bırakıp Alicia’nın olduğu kliniğe gidiyor ve orada çalışmaya başlıyor sırf bu olayı çözebilmek için. Kitabı anlattım spoiler dolu lütfen burdan aşağıyı okumayın. İlk gittiğinde çok ilginç bir ortam onu karşılıyor. Kitapta bir Türk deliden bahsetmeleri kızın ismi Elif ayrıca ilgimi çekti çok kaba bir şekilde anlatmışlar. Theo Alicia‘yla ilk başta görüşüyor ama kız asla tepki vermiyor daha sonrasında kız buna bir günlük veriyor günlüğü okuyor okudukça olayları inanıyor. Alicia‘nın galeri sahibi bir arkadaşı var ona gidiyor orada bi ondan şüphelendim sonra geçti. O da diyor ki sen ona bir resim ver o da çizsin yani bir tuval ver o da çizim yapsın diyor. Gabriel‘in abisi var çok büyük şüphelerim ona gitti çünkü abisinin karısı abisinin sekreteri yani aynı zamanda böyle şüpheli gibiydi sanki konuşmaları. Meğerse bu abi olacak şerefsiz Alicia‘ya aşıkmış kızı taciz etmiş ondan dolayı kızdan nefret ettiğini söylüyor herkese tabii gizli gizli aşık her
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 14. kitabı
Bu kitap aslında insanın sırtında taşıdığı o ağır küfeyi, yani suçluluk duygusunu yere bırakması için yazılmış bir yol haritası gibi. Neden Kendimize Bu Kadar Yükleniyoruz? ​Biz yetişkin olduğumuzda bile aslında içimizde o kırgın çocukla geziyoruz. Küçükken bir hata yaptığımızda ya da ailemiz bize kendimizi kötü hissettirdiğinde, o çocuk "Annem/babam hatalı" diyemez, "Ben kötüyüm, ben yetersizim" der. İşte o suçluluk duygusu kemikleşiyor ve büyüdüğümüzde de en ufak bir aksilikte hemen kendimizi kamçılamaya başlıyoruz. ​Affetmek Unutmak Değildir ​Pek çoğumuz affetmeyi, yapılan hatayı onaylamak sanıyoruz. Yazar buna karşı çıkıyor. Affetmek, o olay yüzünden bugün acı çekmeyi bırakmayı seçmektir. Geçmişin gardiyanlığını yapmaktan vazgeçmektir. "Evet, bu yaşandı, canım yandı ama artık bu yükü taşımak istemiyorum" deme özgürlüğüdür . ​Kendi İç sesini Değiştirmek ​Kitabın en vurucu yerlerinden biri şu: Kendine nasıl sesleniyorsun? Eğer içindeki ses sürekli seni eleştiren, aşağılayan bir "dış ses" gibiyse, o ses aslında sana ait değil; sana öyle davrananların yankısı. Kitap, bu sesi daha şefkatli, daha anlayışlı bir hale nasıl getirebileceğinin yollarını anlatıyor. ​Kurban Rolünden Çık: Geçmişte sana ne yapıldığını değiştiremezsin ama bugünkü etkisini değiştirebilirsin. ​Yas Tut: Sana yapılmayanlar için (sevilmemek, korunmamak gibi) yas tutmana izin ver. Acını yaşamazsan iyileşemezsin. ​Kendine Şefkat Göster: Bir dostun hata yaptığında ona nasıl sarılıyorsan, kendine de öyle sarılmayı öğrenmelisin. ​Eğer şu sıralar kafan biraz karışıksa veya "Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?" diye soruyorsan, bu kitap gerçekten insanın ruhuna pansuman gibi geliyor. Önemli olan mükemmel olmak değil, o kusurlu halinle bile kendini sevebilmek aslında.
Kendini AffetAdem Güneş · Timaş Yayınları · 20211,412 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 56. kitabı
Nietzsche dili çok ustaca kullanır. Kısa ve vurucu cümleler kurar. Dili dile düşürmez, hakkını verir. Cümlelerin alnından terler akacak kadar onlara derin anlamlar yükler. Belki de onun bu özelliği hem filolog hem de çok erken yaşlarda şiirle hemhal oluşundan kaynaklanıyordu. Şiir yazamadığı için felsefe yaptığını söylese de aslında şiir diliyle felsefe yapmış. Şiir ve felsefe yan yana değil, iç içedir Nietzsche’de. Başka filozofların çelişki gördüğü şiirle felsefe arasında o ilişki kurmuş. “Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin” diye yazmış, Salomé'ye yazdığı bir şiirde. Albert Camus, Salomé’ye veda eden Nietzsche’nin, geceleri dağlarda yürüyüşe çıkıp, dal ve yapraklardan yaktığı ateşin sönmesini seyrettiğini yazıyor. Bu şiir değil ama başlı başına şiirsel bir yaşam felsefesidir. “Şair olmak zorunda kaldığı için” utandığını söyleyen Nietzsche bir yanda kendini “Zerdüşt’ün şairi” olarak tanımlarken bir yandan da Zerdüşt böyle buyurdu isimli şaheserini felsefenin “evet diyen bölümü” olduğunu söyler. Bu çelişki değil onun için. O felsefeyle şiiri bütünleştiren özel, güzel bir üslupla yazan bir kriz filozofudur. “Şiirsellik, kriz sürecinin dilidir” diyor, Sembolizm akımının öncüsü Fransız şair Stéphane Mallarmé. Fransız Kant’çi filozof Michel Foucault ise “Nietzsche'yi okuduğumda beynimden vurulmuşa döndüm. Mesleğimi terk ettim, ailemi terk ettim, Fransa'yı terk ettim” diyor. Belki de Melayê Cizîrî'yi okumuş bir Nietzsche, Nietzsche’yi okumuş bir Van Gogh, Beethoven’i dinleyen bir Melayê Cizîrî olsaydı yalnız şair, filozof ve ressam değil, şiir, felsefe ve resim de değişirdi. Filozof ve şairlere derin krizler yaşatan Doğu ve Batı’nın girdikleri bunaltıcı krizlere girmezlerdi. Nietzsche, ödevinin büyüklüğü ile çağdaşlarının küçüklüğü arasındaki orantısızlıktan
1000Kitap
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Olympia Yayınları · 202047,6bin okunma