İnsan kaybedilmiş gibi görünen bir hayatı bir güne sığdırabilir, berbat yaşanmış bir ilişkiyi bir günde telafi edebilirdi. Bir gün, bir saat, hatta bazen bir dakika öyle yaşanır ki, uzun bir hayata bedel olur.
Çilingirlerin kullandığı anahtarlar gibi her kapıyı açacak, her durumda geçerli olacak bir işe yarama kavramı olmadıkça, insanın işe yaradığını hissedebilmesi imkânsızdır.
İnsanın Yaratıcı'ya "Bunu hak ettim" ya da "Bunu hak etmedim" demesi büyüklenmenin, kibrin en önemli işaretlerinden biriydi. Çünkü bu tavır, insanın istediği şeyin kendisi için mutlak iyi olduğuna hükmetmesine dayanıyordu.
O kaybetmeyecekti, kaybetmemeliydi. Hep çoğalan, en azından sabit kalan bir dünya isteyen benliği, arzusunun hilafına işleyen dünya karşısında aciz ve yetersiz hissediyordu kendisini. Narsistik darbe denilen şey de tam olarak buydu
İnsanın daha olmamış olan yani aslında olmayan bir durum için, 'ya olursa' diye kaygılanması bana çok garip gelirdi, bunu hiç anlayamazdım. Sonra sen, insanın neredeyse hayatının çoğunu geçirdiği yerin muhayyile olduğunu söylediğinde anlayabildim ancak. Yani kaybetme, ayrılık kaygılarımızı, gerçek dünyada değil, muhayyilemizde yaşıyoruz.