Minicik elleriyle parmağımı kavrıyordu. O zaman beni hep yanında istediğini düşünüyordum. Bu, beni korkutuyordu. Kimsenin hep yanında kalmayı planlamamıştım.
'Ada olsun adı' dedim. ''Tomurcuklandığı yerin adı. Kızda olsa, erkek de olsa Ada olsun adı. Kendi kendine sığınabilecek, etrafını sularla çevirip korunabilecek, ama hiç yalnız hissetmeyecek, hep çok sevilecek bir çocuk olsun o.''
Anladım ki aşk gözlerini kaybetmekti zaten. Sesini kaybetmekti, tümden kaybolmaktı. Başkasının gözünden bakıp, ağzıyla konuşmaktı. Aşk yakalandığım en kişiliksiz hastalıktı.
90'ların başında bir İtalyan, Piza Üniversitesi'nden Donatella Marazziti, aşkın bir tür obsesif-kompulsif bozukluk göstergelerinin büyük benzerlikler taşıdığını söylüyordu. Hastalar hayatlarını bir noktaya endeksliyor, sürekli aynı olayı düşünmekten kendilerini alamıyordu.