Denge denen kaprisli manyağın bozulması hiç de zor değil, ufacık savruluşlara bakıyor. Bir rüzgar eser, biri adını seslenir ya da minik bir kuşun sevgisini göstermek için omzuna konacağı tutuverir, hoop sallanmaya başlarsın. Dengeyi kaybetmek bu kadar basittir. Şu yaşına kadar bildiğimiz dünyada yaşamışsa ve buna rağmen arada bir dengesini yitirmiyorsa, bence asıl o zaman Kader'den şüphe etmek gerekir. Tabii onun da durumu misafirlerden biraz farklı. Hayat etiketlerine iltimas geçmiş; küçük dengesizliklerini, yaşama tutkusuyla, sanat aşkıyla filan açıklayabilecek kadar şanslı. Etrafımdaki insanlara baktıkça daha iyi anlıyorum, mesele birinin delirmesi değil, mesele o deliliğe uygun bir kılıf bulması ya da bulamaması. Kılıfı hazırlayanlar tebrik ediliyor, hazırlayamayanlaraysa geçmiş olsun deniyor.
Peki bu duvarı benim önüme kim çekti? Neyin cezasını ödüyorum ben burada Rikkat abla? Düşmekten korkmamamı söyleyenlerle koşmamı yasak edenler aynı kişiler. Söylesene daha başıma neler gelecek burada?
Dünyamı çevreleyen taş yığınına baktım, insan neye uzun bakarsa bir süre sonra ona benziyor. Duvarlar engelli koşudaki en büyük engelim. Onların arasında önce koşmayı unutur insan, sonra bir zamanlar koşabildiğini. Hatta koşmanın hastalık olduğuna bile inanabilirim. Duvarlar insanı her şeye ikna edebilir. Yokluğa, varlığa, doğruya, yanlışa... Bu duvarlar, kıstırdıkları herkesi kendine benzetir; zamanla birbirinin kopyası bitişik nizam evler gibi insanlar inşa edebilir.