"Bizim babamız da böyle mi olacak?" Diye sordu Gökçen usulca. Küçüktü ama ölümü biliyordu. Ölüm, gidildiği zaman geriye dönmeyen bir yerdi.
"Olmayacak!" Dedi Murathan sertçe. "Konuşma öyle."
Gökçen sustu. Kollarini Murathan'ın boynuna daha sıkı sardı. Birbirlerini sıkıca tutarak karşılarındaki manzarayı izlediler. Ağlayanlar, bağıranlar, bayılanlar...
"Sadece asker babalar mı ölür, Kepçük?" Diye mırıldandı Gökçen.
"Hayır, Pamuk. Diğer çocukların babaları da ölebilir."
Gökçen kısa bir süre sessiz kaldı. "Ben büyüyünce tüm çocukların babalarını iyileştirmek için doktor olacağım," dedi kısık bir sesle. "O zaman hiçbir baba ölmez."
Murathan'ın gözlerini karşısındaki manzaradan ayıramadı. Aklımın bir köşesine kazıdı. "Ben de asker olacağım," diye mırıldandı, "Herkesi korumak için ben de babalarımız gibi asker olacağım."
"Ya o zaman sen de ölürsen?" Diye sordu Gökçen.
"Askerler ölmez, şehit olur," dedi Murathan sertçe. Babası hep böyle derdi. O, babasından böyle görmüştü.
"Tamam," dedi Gökçen kısık bir sesle. "O zaman ya sen de şehit olursan?”
Kısa bir süre sessiz kaldı. "Ne o, Pamuk?" Dedi yarım bur gülüşle.” Ölürsem üzülür müsün yoksa?"
"Hayır. Legolarının hepsini ben alirim."