Küçük mücadelenin içinde büyük işler olur. Yoklukların, rezaletlerin uğursuz işgaline karşı karanlıkta adım adım savunulan, kimsenin bilmediği kahramanlıklar vardır. Kimsenin alkışlamadığı, hiçbir gözün görmediği, şöhretle ödüllendirilmiş, soylu ve esrarengiz zafer, hayat, felaket, yalnızlık, terkedilmişlik ve fakirlik, kahramanları içinde barındıran savaş meydanlarıdır. Bazen kahramanlar meşhur kahramanlardan daha büyüktürler. Kuvvetli ve nadir yaratışlı insanlar böyle ortaya çıkarlar. Genellikle üvey ana olan sefalet, bazen analık eder; yoksulluk ruha ve fikre güç verir. Felaket övüncün süt anasıdır; musibet güçlü insanlar için iyi bir süttür.
Sokrates idam tehdidine rağmen bilgi aktarmaktan vazgeçmeyişini şöyle açıklıyor:
‘Ölümün insanoğlunun başına gelen iyiliklerin en iyisi olup olmadığını kimse bilmiyor, ama güya başa gelebilecek en büyük kötülük olduğunu sandıklarından ondan korkuyorlar. Birinin bilmediği bir şeyi bildiğini sanması cehaletin en utanç verici türü değil midir?
Bu yüzden, kötü olduklarını bildiğim kötülükler arasından, ne olduklarını tam bilemediğim için iyi olma potansiyeli taşıyanlardan hiçbir zaman korkmayacak ve onlardan kaçınmayacağım’
If a man has lost a leg or an eye, he knows he has lost a leg or an eye; but if he has lost a self - himself- he cannot know it, because he is no longer there to know it.