Sırtüstü yatarak şimdi yukarıya, bulutsuz gökyüzüne bakıyordu. "Bunun yuvarlak bir kubbe değil, sonsuz bir boşluk olduğunu bilmiyor muyum? Ama gözümü ne kadar kıssam da, bütün dikkatimle baksam da onu yuvarlak ve sınırlı görmemek elimde değil, sonsuz bir boşluk olduğunu bildiğim halde kesinlikle mavi bir kubbe olarak görmekte kuşkuya yer bırakmayacak şekilde haklıyım, onun ötesini görmeye çalıştığım zamankinden daha haklıyım."
Kendisini deneyerek ve şu anki huzurunu bozabilecek şeyleri düşünerek "Ama kilisenin öğrettiklerinin hepsine inanabilir miyim? -diye aklından geçirdi. Mahsus ona her zaman garip ve ayartıcı gelmiş olan kilise öğretilerini anımsamaya çalıştı.- Yaratılış? Peki ben varoluşu neyle açıklardım? Varoluşla mı? Hiçbir şeyle mi? Şeytan ve günahla mı? Peki kötülüğü neyle açıklarım?.. Kurtarıcıyla mı?..
Ancak ben hiçbir şey, hiçbir şey bilmiyorum ve herkesle birlikte bana söylenmiş olanın dışında bir şey bilemem."
Şimdi ona kilise inançlarının arasında en önemli şeyi, Tan- rı inancını, insanın biricik görevi olan iyilik inancını bozabi- lecek tek bir şey yokmuş gibi geliyordu.
Evet, bildiğim şeyi aklımla bilmiyorum, bu bana verilmiş, açıklanmış olduğu için, bunu yüreğimle, kilisenin öğrettiği en önemli şeye inanarak biliyorum."