....oysa romancı objektifini varoluşçu bir soruna odakladiginda, okuyucu için gerçeğe benzer bir dünya yaratma zorunluluğu artık bir kural ve zorunluluk olmaktan çıkar.
Düşüncenin her yerde mevcut oluşu romanın roman niteliğini hiçbir şekilde orselememistir; biçimini zenginleştirmiş ve sadece romanın söyleyebileceğinin alanını alabildiğine genişletmiştir.
Resim belgeleyici, taklitçi islevinden, başka bir yolla ifade edilebilen (örnegin fotografla) her şeyden vazgeçmiştir. Peki ya roman? Roman da tarihi bir dönemin panoraması, bir toplumun betimlenmesi, bir ideolojinin savunması gibi olmayı reddetmiştir ve sadece "yalnızca romanın soyleyebileceklerinin" hizmetine girmiştir.