24 günde anca bitirebildiğim canım ciğerim Sarah’nın kitabıyla geldim bugün.
Yazarı ne kadar çok sevsem de kitap ne yazık ki aynı sevgide ilerlemedi. Konusuna rahatça ulaşabileceğiniz için direkt yorumuma geçeceğim.
️
Sarah’cığım, bu ne uzayan bir konuydu böyle? Tüm kitap boyunca, final hariç, çarpıcı tek bir an bile hatırlamıyorum desem yalan olmaz.
Bryce ve Hunt arasındaki çekim bu kitapta bana çok sığ geldi. Acotar serisinde işlenen “Eş Bağı” konusu o kadar üstünkörü bağlandı ki, Bryce ve Hunt için gerçekten “birbirleri için yaratılmışlar” diyemedim.
Bir de Danika’nın bitmeyen gizemi… Artık konu uzamaktan sakızlaştı. Sürekli yeni bir şey öğreniyorduk ama hiçbiri yeterince çarpıcı değildi nazarımca. Üstelik Danika’nın Bryce’ın dibinde olup ondan bu kadar çok şey gizlemesi, ikisi arasında sürekli yüceltilen dostluğu sorgulamama neden oldu. Bir noktadan sonra ya o kadar yakın değillerdi ya da Danika öyle düşünmüyordu dedim.
Hikâye sürekli bir ağızdan diğerine zıplayıp durdu. Bir paragrafta Hunt’ın bakış açısından başlıyorum, paragraf bittiğinde kendimi başka bir karakterin içinde buluyorum. Bu geçişler okur olarak gözüme fazlasıyla battı.
Ruhn ve Gün hakkındaki sürpriz bana sürpriz olmadı çünkü olayı önceden yakalamıştım. Asıl Harpy olsaydı benim için bomba etkisi yaratırdı.
Benim için zor bir okumaydı. Üstelik yazarın dilini bu kadar severken bu hikâyenin beni içine alamaması daha da üzücü oldu. Karakterleri adım atmaya iten o içgüdüyü ben kendimde bulamadım.
Üçüncü kitabı da bir an evvel okumalıyım. Çünkü ACOTAR geleceeeeek. Ama nasıl yapacağım bilmiyorum?
Addio…