Duygular paylaşıldıkça hafifliyordu ve insanlar sanki bu yüzden bir arada yaşıyorlardı...paylaşmak için. Paylaşılan duyguların hafifliği medeniyetlerin de tetikleyicisiydi. Paylaşım bittiğinde insanlık biterdi.
Hayat, acı ve sevginin zıtlığında yaşanan bir ikilemde çalışan denklem gibiydi. Acılar paylaşılarak azalır, sevgi paylaşılarak çoğalırdı, hayatın temelinde daima paylaşmak vardı. Cennet ancak paylaşılarak kurulabilecek en güzel yer değil miydi?
Hayat en çok da umursamamayı öğretiyordu, sürekli bir saldırı altında yaşamak zorunda kalmışlara. Ait olmadığını bildiği hiçbir ortamın fikri umrunda olmayacak! Köpekbalıkları tarafından yargılanan bir kurt o yargıyı umursar mıydı?
Varoluşunun tamamını sorgulayan, hissettiği gibi yaşayamayan, günbegün daralan sınırların içinde yok olan biri nasıl iyi olabilirdi ki? Özgürlük lazımdı insanın “kendine” düşünme özgürlüğü, deneme özgürlüğü, yanılma özgürlüğü, hata yapma özgürlüğü...