Üzülme sen, Bubulina’m, çürümüş, çok çekmiş mavmam benim! Merak etme, ben seni avuntusuz bırakmam, hayır! Seni dört devlet bıraktı, gençlik bıraktı, Tanrı bıraktı, ama bırakmam ben!
Bu kararsızlık geçitini, şarlatanlık Tapınağını, bu günah testisini, bu hile otlarının dikilmiş bulunduğu tarlayı, bu cehennemin giriş yerini, bu kurnazlıklar taşan sepeti, bu bala benzeyen zehri, ölümlüleri dünyaya bağlayan bu zinciri; kadını kim yarattı?
Aç değil misin? dedi. “İyi ama sabahtan beri bir şey yemedin ki. Vücudun da canı vardır, acı ona! Ver ona yesin patron, ver yesin! Bizim zavallı eşeğimizdir o; onu yedirmezsen seni yarı yolda bırakır sonra”