Kitapla ilgili sonuna kadar okumadan yorum yapmamak gerekir. O yüzden bu kitapla ilgili yapılacak her yorum kitabın bütününü, asıl mesajını veremeyecektir. Sonu ile ilgili yorum yapılırsa da okumayanlara haksızlık olur. Kısacası anlatılmaz yaşanır bir hikaye.
Hemingway’in ilk okuduğum kitabı bu olmasaydı keşke. Çokça vaktiniz varsa, Hemingway’in Afrika’da geçirdiği zamanları günü gününe merak ediyorsanız okuyabilirsiniz.
İstanbul’a 2 defa gelen Çaykovski, mektuplarında İstanbul’u tasvir ederken hep tek kelime ile anlatıyor sanki telgraf çeker gibi. Çok duygu yüklü uzun kelimeler ile anlatmamış. İlk başta çok etkilenmediğini düşündüm. Ama sonra anladım ki Çaykovski’nin ruh durumu çok değişkenmiş. Kitabı okurken acaba İstanbul’dan etkilenmedi mi diye düşündüm. Ama Marsilya seyahatindeki mektupları da çok farklı olmadığından bu düşünceden vaz geçtim. Bence bu durum Çaykovski’nin melankolik duygu durumundan kaynaklanıyor. Bu kitaptan aldığım en faydalı bilgiler 1800’lerin İstanbul’unda Fransızların çok etkin olduğu, Fransızca kartpostal ve gazete basıldığı, Trabzon’a Trebizonde, Giresun’a Kressoned, Samsun’a Samsoun ve İstanbul’a Constantinople isimlerini verdikleri. Yollarda da
fesli Rum’lara rastlandığı…