İçimin derinliklerindeki bir şeyin beni içine çektiği, ters bir dip akıntısı gibi çekiştirdiği duygusuna kapılıyorum. Kendimi ona bırakmak, onun tarafından yutulmak istiyorum. Yeryüzünde kapladığım yerden vazgeçmek, kimliğimden sıyrılmak, her şeyi çıkarıp atmak istiyorum, eski derisinden kurtulan bir yılan gibi.
Her şeyi tek bir sözcükle özetleyebilirim: savaş. Daha doğrusu, bir savaşlar silsilesi. Bir değil, iki değil, bir sürü savaş; küçüklü büyüklü, haklı haksız, oyuncu kadrosunu yer değiştiren sözde kahramanlarla hainlerin oluşturduğu, gelenin gideni arttığı, her yeni kahramanın bir önceki haini fena hâlde özlettiği savaşlar. Adlar değişti, simalar da öyle; bütün o anlamsız kan davaları, kara mayınları, bombardımanlar, roketler, yağmalar, tecavüzler ve cinayetler için hepsinin suratına tükürüyorum.