Boğazlarımız, yurdumuzun olduğu gibi, Karadeniz’e kıyısı olan sair ülkelerin de hem ekonomisi hem de askeri güvenliği bakımından hayati önem arz etmektedir.
Evet, o gafiller öncelikle devrin en çağdaş silahları ile donatılmış, o haşmetli donanmalarının en güçlüleri olan zırhlılarının boğazın derin sularına gömüldüğüne şahit oldular ve onları terke koyuldular. Ve akabinde karada hiç tahmin etmedikleri ve edemedikleri belki hayal dahi edemedikleri o müthiş mağlubiyeti tadıp Gelibolu Yarımadası’nı gerisin geri dönerek boşaltmak zorunda kaldılar ve gereken tarihi dersi bu aziz milletten aldılar.
"Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/54) âyetinin sırrı ile Allah (c.c.) onların hesaplarını altüst etti ve tuzaklarını başlarına geçirdi.
Bu yanılgı ile harekete geçen Churchill ve sair İngiliz liderleri, Türkiye’nin sınırlı bir direniş gösterebileceğini ve sonunda teslim olacağını düşünerek harekete geçmiştir. Zira onlar İslâm ile şereflenen bu milletin:
“Şehit olur, gazi olur
Ama teslim olmayız!”
şeklindeki o yüksek ve yüce ruhunu idrak edemeyecek derecede her şeyi maddi güç ile ölçen zavallı kimselerdi. Hesaplarını kendilerince çok iyi yapmışlardı; ama Allah (c.c.)’ın da bir hesabı olduğunu unutmuşlardı.