...kadın ister siyahi, Kızılderili, esmer ya da beyaz olsun, ister eğitimli ya da cahil, ister itaatkar ya da isyankar olsun, geleneksel tarihimizin evlilik geleneğini bilirdi. Bu gelenek, kadını erkeğe bağlar. Erkek işine gücüne bakar, kadın da kendini kocasına ve evliliklerine göre ayarlar. Öyle ki vatandaşlık konusunda bile insanın doğum yeri de coğrafyası da sanki bir hokkabazlık gösterisinde yok edilmiş gibi düşer ve kadın otomatik olarak kocasının milliyetini alır.
"Geçmişe hiç saygınız yok mu? Ata annelerinizin düşündüklerine ya da inandıklarına?"
"Elbette hayır," dedi. "Neden olsun ki? Onlar çoktan gitti. Ayrıca bizim bildiğimizden daha az şey biliyorlardı. Eğer geçmişimizin ötesine geçememişsek ona layık değilizdir; ve bizleri geçmesi gereken çocuklarımıza da layık olamayız."
Biz, çocuklarımızı dış dünyanın tehlikelerinden koruyup kollamak için elimizden geleni yapar, onları evimizin ve ailemizin mahreminde büyütmeye çalışırken buradaki çocuklar kocaman, dost canlısı bir dünyada büyüyor ve bu dünyanın onlara ait olduğunu biliyorlardı...