yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
bu dünyada insanların tek korktuğu şey öğrenmekti. acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, kader ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Kadın gerçeği söylemeye başlarsa, aynadaki adam küçülür; hayata uygunluğu azalır. Kahvaltıda, akşam yemeğinde kendini olduğundan en az iki misli büyük görmezse, hüküm vermeyi, yerlileri uygarlaştırmayı, kanun yapmayı, kitap yazmayı, şölenlerde şık kıyafetler içinde nutuk çekmeyi nasıl sürdürebilir?
Yıllar yılı çalışıp da iki bin poundu denkleştirmekte bile zorlanan ve otuz bin pound bulabilmek için ellerinden geleni yapan bütün o kadınları düşününce, cinsimizin kınanası sefaletinden horgörüyle yakındık. Bize servet bırakmayan annelerimiz hayatlarını nasıl geçirmişti? Burunlarını pudralayarak mı? Mağaza vitrinlerine bakarak mı? Monte Carlo'da sere serpe güneşlenip vücutlarını cakayla sergileyerek mi?