Bu metin bir gün yayımlanacak mı? İlgilenecek biri çıkacak mı? Ve kaç yılda? Bu artık benim işim değil, diyesim geliyor. Yazgısı ne olursa olsun, benim görevim bitti. Denize bir şişe bırakıldığında, elbette biri bulsun istenir ama şişeyle birlikte yüzülmez.
Mezarlıkların yakınlarında dolaşan sivri tırnaklı uyurgezer cesetlerden söz etmiyorum. En az onlar kadar sivri tırnaklı ve kanlı, hortlak düşüncelerden söz ediyorum; yaşamının her çağında onlara rastlayacaksın ve zaten ölü oldukları için, öldüremeyeceksin onları.
Kıyameti hangi mucizeyle önleyebilirdik? Başka bir geleceğe özlem duyan zayıf bir topluluk değil de neydik? Bitmek bilmez bir pazar gününün tekdüze vaizleri gibi konuşup durmaktan ve yazmaktan başka ne yapıyorduk?
Bu kadar çok gazete, radyo ve televizyon varken insan sonsuz sayıda farklı düşünce duyacağını sanıyor. Sonra tam tersi olduğunu fark ediyor: Bu sözcülerin gücü, o an egemen olan düşünceyi, başka sesleri duyulmaz hale getirecek kadar abartmaktan başka işe yaramıyor.