İnsanın mutsuzluğu, mutlu olduğunu bilmemesindendir, mutsuzluğunun tek nedeni budur işte. İşin püf noktası da buradadır. Kim bunu öğrenirse mutlu oluverir, hem de o anda.
"Huzur hep en çok isteyip de yaşayamadıklarımızda gizli değil midir? En saf halimizdeyken isteyip, yıllar boyunca istediğimizi bile çoktan unuttuğumuz ve hatırlayınca da ölmekten beter olduğumuz..."
Değişecekti. Ben bir söz söyleyecektim ve deli değil diyeceklerdi, başka bir söz daha söyleyecektim, kaçak değil, başka bir söz daha, galiba girişken, çekingen, yalnız, pısırık... değişecekti sürekli. Hep böyle olur. Ta ki sen onların tanımlamalarına karşı durana dek. Bunu nasıl yapacaksın? Kendin olarak. Başka türlü olmaz.
Mustafa Kemal kimdir? Bir milletin uğrayabileceği en ağır buhranlar içinde, en vasıtasız bir milleti en vasıtalı dünya devletleri ile dövüştüren ve kurtaran adam! Sonra kurtarış zaferi gibi eşsiz bir şanı ve şerefi, milletinin dostu sandığı gerçek düşmanına karşı, hiçbir şeymiş gibi ortaya atan ve savaş silahı olarak kullanan, vicdan ve tefekkür hürriyeti uğruna göğsünü vatandaş kurşunlarına geren adam!
Şüphesiz, bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca asrının en büyük adamı idi.
Atatürk devrimleri Türkiye'de teokratik ortaçağ devlet geleneklerini silip süpürerek kadını, vicdanı ve tefekkürü hür kılmıştır. Ümmetçiliğin yerini milletçilik almıştır. Ziraat ve ticaret kaynakları Türklere mal edilmiştir. Milli endüstri doğmuştur. Milli bankalar kurulmuştur. Yabancı ve imtiyazlı şirketler millileştirilmiştir. Yazı ve dil değişerek, Türk kafası Arap kültürü köleliğinden sıyrılmıştır.