Mesela bazı şeyleri bazı kimselere anlatmak gerekir. Bunun ihtiyacı içerisine girersiniz. Çünkü sadece ondan gelecek olan en etkilisidir. Ama anlatamazsınız. Çünkü sebepler vardır. Çünkü anlamayacaktır. Belki anlar. Anlasa da üzülür çünkü anlayacağı şey anlamak isteyeceği şey değildir. Onu bu durumda bırakmak istemezsiniz. Korkak olduğunuzdan. Çok düşünceli olduğunuzdan değil. Ortaya çıkacak kaos ya da o kişinin elde edeceği üzüntüyle birlikte sizi bırakabilecek olması düşüncesi rahatsız eder. Rahatsız eder. Eder de eder. Rahatsızlar. Siz de rahatsız olun. Herkes gibi. Rahatsız olun. Rahatsız olun. Anlatmanın farklı yollarını seçersiniz. Anlatmak için farklı yollar bulursunuz. Bir şey yaparken başka bir şeyi kast edersiniz içten içe. Mesela a dersiniz ama asıl mesaj b'dir. Karşınızdaki kişi a'ya bir cevap verir ama siz o cevabı b'ye veriyormuş gibi kabul edersiniz. Biraz zor bir şey değil mi? Her zaman içinizde bir fonksiyon var gibidir. Devam etmek istiyorsan bir şeyleri dönüştürmen gerek. Dönüştür ve dönüştür. İnsan bazen yoruluyor. Mesela insan yoruldum da diyebilmeli. Ben kışı sevmiyorum diyebilmeli. Kıştan nefret ediyorum diyebilmeli. Ben şahsen kıştan nefret ediyorum. Neden etmeyeyim ki? Etmemem gerektiğine neden inandırayım kendimi? Ediyorum, ediyorsam kabullenirim. Kimse çok da iyi olmak zorunda değil. Doğru olanı yapmak adına başka şeylere karşı vermeniz gereken tepkileri kıstığınız zaman o tepkilerin çok daha şiddetlisini kendinize karşı veriyorsunuz. Ne gerek var? Kışın cibiliyetini sikeyim. Hak edene karşı senin cibiliyetini sikeyim diyebilin. Demiyorsanız da bari kendi içinizden söyleyin. Ama söyleyin. Söylemiş olun. Ne demiş Oğuz Atay? ''Sizleri durdurmak mümkün değildir. İçinizden devam edersiniz sonra.''