Şevval E.

Şevval E.
@sevvale_
Zira valilerin koydukları ağır vergileri ödemek istemeyen Avrupalılar, bu yüzyılın başından itibaren müstemlekelerinde kahve yetiştirmeye mecbur olmuşlardır (Minas, 1870: 167). Yeryüzünde kahve plantasyonlarının genişlemesi Yemen'in kahve tekelini yıktığı gibi, Osmanlı hazinesi ve ekonomisi de bundan büyük yara almıştır. Örneğin 1600'lerin başından beri kahve kullanıcısı olan Kıbrıs adasına, 18. yüzyılın ortalarından itibaren, Yemen kahvesine alternatif olarak Batılı tâcirler tarafından getirilen Karayib kahvesi damgasını vurdu. Bu döneme ait ticarî ve siyasî içerikli belgelerde Yemen kahvesi ve Frenk kahvesi adında iki çeşit kahve kaydına rastlanmaktadır. 1818 tarihli İzmir Gümrüğü kayıtlarında ise, Fransa'ya ait gemilerden 414 torba kahve boşaltıldığı görülmektedir.
Reklam
Kahve, 18. yüzyıl Avrupası'nda saraylı-aristokrat tabakanın lüks yaşamına yerleşen önemli figürlerden birisi oluvermişti. Çin porseleni ya da bir fino köpeği gibi kahveyi de yanlarından ayıramaz olmuşlardı. Saray kültüründe içeceğin kendisinden ziyade, bunun hazzına varma biçimi, şıklık, güzellik ve zarafeti sergileme açısından taşıdığı anlam daha önemliydi. Sarayda kahve zevki için tasarlanmış porselen takımların bulundurulması, kahvenin içildiği mekânların oryantal malzemelerle dekore edilmesi, kahve içme anında Türk kıyafetlerinin giyilmesi (Schivelbusch, 2000: 24), biçimin içeriği ikinci plana attığının resmiydi. Resim, kahve eyleminde Türk etkisini de açıkça yansıtıyordu. Batılı seyyahların 17. yüzyıla kadar Doğu'nun egzotik değerleri arasında saydıkları kahve imgesi 1700'lerden sonra hızla değişti. Aynı dönemin burjuva toplumu ise saray çevresinin yaptığı gibi biçimle değil, tam tersine içerikle ilgilenmekteydi. Yani burjuvaya göre kahveyi erdemli kılan, fizyolojik etki ve özellikleriydi.
Aile ve sağlık dergisi Âfiyet'te yayımlanan 1915 tarihli bir makalede ise yazar, kahvenin kendi hayatında ve Türk toplumundaki yeri hakkında özgün tespitler sunmuştur. Zira yazar 2. Abdülhamit zamanında basın suçundan İstanbul dışına sürüldüğünde en fazla kahvenin hasretini çekmiştir. Dokuz gün kahve içememenin verdiği derin ıstırapla bir fincan kahve için bir maaşını feda etmeyi göze almıştır. Tam bu duygular içerisindeyken yakın bir arkadaşının İstanbul'dan gizlice gönderdiği bir fincanlık kahveyi büyük bir heyecanla hazırladıktan sonra birdenbire tüketmeyip tadını çıkara çıkara saatlerce içmiştir. Piyasayı kaplayan sahte kahvelere karşı okuyuculara önemli uyarılarda bulunan yazar, kahvenin Doğu kültüründeki yerini şöyle ifade etmiştir: "Biz Şarklılar umumiyetle kahveyi severiz. Bol bol içeriz. Ahibba [dostlar] ve yârânımıza takdim eyleriz. Kahve dert ortağımızdır. Biraz canımız sıkıldı mı 'gelsin bir kahve' deriz. Biraz yol yürüdükten sonra yorgunluğu gidermek için kahve içeriz. Hamama gideriz, yıkanmazdan evvel ve yıkandıktan sonra birer fincan kahve içeriz. Latif bir mahal gördük mü derhal bir kahve ısmarlarız. Ahibbamızdan biri geçerse ona da davetle bir kahve içiririz. Sabahleyin gözümüzü kahve ile açarız. Gece yatarken bir kahve içerek gözümüzü kapar, uykuya varırız... Her yemeği müteakip mutlaka bir fincan kahve içeriz. Biraz dertleşmek isteyince mutlaka kahve ısmarlarız. Mühim bir meseleden bahsedilecek, sohbet edilecek, yeni ahbap olunacak, çarşı ve pazardan bir şey alınacak oldu mu derhal bir fincan kahve ısmarlanır ve içilerek söze ve işe girişilir... Elhâsıl her hâlükârda ve her zaman ve mekânda âfiyetle birer kahve içeriz vesselâm!" (Afiyet, 1915: 3).
Sayfa 83·Kitabı okudu
İngiliz elçisi Edward Wortley Montagu'nun karısı, 1717 yılına ait İstanbul anılarında, ziyaret ettiği resmî görevlilerin ve sıradan ailelerin evlerinde kendisine ikram edilen başlıca içeceğin kahve olduğunu belirtmektedir. Lady Mary Wortley Montagu, Edirne ziyareti sırasında uğradığı devlet büyüklerinin evlerinde de Japon porselenleri içerisinde yapılan kahve ikramıyla karşılaşmıştı. Nehir kenarlarında eğlence mekânı olarak kullanılan bahçeler, ağaçların altında her akşam toplanan kibar takımının musiki fasıllarına eşlik eden kahve sefasına sahne olmaktaydı. Kahve sefasının yapıldığı yerlerden birisi de hamamlardı. İngiliz Lady, incelemek için gittiği bir kadınlar hamamında gördüklerini enfes bir üslupla anlatmıştır. Ona göre hamam sadece temizlik yeri değildir; düşünen, fikir alışverişi yapan, kahve ve şerbet içerek keyiflenen kadınların sosyalleşme mekânıdır. Montagu, şehirle ilgili her türlü dedikodunun yapılmasından dolayı hamamı "kadınlar kahvehanesi" olarak adlandırmıştır.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Osmanlı kültürüne girdiği andan itibaren keyif vericiler sıralamasında en üstte yer alan kahvenin bu konumu imparatorluğun yıkılışına kadar devam etmiştir. Ne tütün ne nargile, ne de Tanzimat'tan somra günlükdelik hayata giren çay ve çikolata gibi keyif vericiler kahveyi tahtından indirebilmiştir. Ebüzziya Tevfik, imparatorluğun siyasi açıdan en zor günlerini yaşadığı ve aynı zamanda çay kültürünün genişlediği dönemde yazdığı bir makalessinde, kahve algısının 16. yüzyıldaki değerinden hiçbir şey kaybetmedigini anlatırken "kırk yıllık hatır" vurgusunu da izah etmiştir. "Memleketimizde çay hiçbir zaman kahvenin yerini tutamamıştır. Asya'nın batı ve güney kesimlerinde kahveye olağanüstü bir düşkünlük vardır. Zannedersem kahve, sinir sistemini uyarması açısından çaydan daha hafiftir. Çay, Kuzeyli topluluklar tarafından ısıtıcı maddeler cinsinden sayıldığı için buralarda yaygın tüketilir. Kahvenin ise sinirleri yatıştırıp beyini çalıştırdığı bilinmektedir, yahut da o şekilde algılamak istiyoruz. Bizim toplumumuzda dostların birbiriyle merhabalaşmasından sonraki ilk işi "- Buyurun şurada bir kahve içelim!" teklifidir. Bu teklif çoğunlukla da reddedilmez. Çünkü çok külfetli ve minnet altında bırakacak bir durum söz konusu değildir. Tam tersine dostluğu pekiştirici ve muhabbeti güçlendirici bir etkisi vardır."
Reklam