Kahve, 18. yüzyıl Avrupası'nda saraylı-aristokrat tabakanın lüks yaşamına yerleşen önemli figürlerden birisi oluvermişti. Çin porseleni ya da bir fino köpeği gibi kahveyi de yanlarından ayıramaz olmuşlardı. Saray kültüründe içeceğin kendisinden ziyade, bunun hazzına varma biçimi, şıklık, güzellik ve zarafeti sergileme açısından taşıdığı anlam daha önemliydi. Sarayda kahve zevki için tasarlanmış porselen takımların bulundurulması, kahvenin içildiği mekânların oryantal malzemelerle dekore edilmesi, kahve içme anında Türk kıyafetlerinin giyilmesi (Schivelbusch, 2000: 24), biçimin içeriği ikinci plana attığının resmiydi. Resim, kahve eyleminde Türk etkisini de açıkça yansıtıyordu. Batılı seyyahların 17. yüzyıla kadar Doğu'nun egzotik değerleri arasında saydıkları kahve imgesi 1700'lerden sonra hızla değişti. Aynı dönemin burjuva toplumu ise saray çevresinin yaptığı gibi biçimle değil, tam tersine içerikle ilgilenmekteydi. Yani burjuvaya göre kahveyi erdemli kılan, fizyolojik etki ve özellikleriydi.