“Bazı bir gece yarısından sonra ruhların bizim dünyamızdan başka bir dünyada yaşadıklarına inandığım oluyor. Etraftaki korkunç yalnızlık türlü türlü hayallerle dolmaya başlıyor. Ah, bu itikat ne tatlı şey!…“
“O birkaç günden sonra, hatta tutulduğum gecenin sabahı bana kabahatli bir bebek gibi ağlaya ağlaya tövbe ettirmek işten bile değildi ve böyle bir tövbeden sonra muhakkak dünyanın en usta, uysal bir adamı olacaktım. Fakat ne yazık ki hakimin düşeni kaldırmaya, kırılanı tamire vakti yoktur; onun işi sadece suçluyu vurmaktır.”
“Raşit çocuk askere gittiği zaman ben, Tıbbiye talebesi idim. Fakat ne talebe! Yüksek bir doktor olmak, bir çok insanı ölümden kurtarmak, hatta Avrupa’yı şaşırtacak keşifler, icatlar yapmak bana pek küçük görünüyordu. Benim gibi dünyaya nadir gelen bir insan, böyle küçük şeylerle nasıl doyardı? Mesela memlekette idare bozuktu; hürriyet yoktu; zalim padişah, millete etmediğini bırakmıyordu. Avrupa’ya karşı iki paralık itibarımız kalmıştı. Bu işleri ben düzeltmezsem kim düzeltecekti? Herhalde programımda bu meselelere de ehemmiyetlice bir yer vermeliydim.”