Siz hiç aldatıldınız mı?
Hiç hamileyken dayak yediniz mi?
Tecavüze uğradınız mı?
Susmak zorunda kaldınız mı?
Sizin özgürlüğünüz hiç elinizden alındı mı?
Hiç kimsesiz kaldınız mı?
Tecavüzcünüz ailenize sus payı verdi mi?
Siz hiç dayaktan hastanelik oldunuz mu?
Kendi kendinize kürtaj yaptınız mı?
Bebeğinizin cinsiyeti kız diye gizlemek zorunda kaldınız mı?
Bebeğinize bira şişesinden biberon yapmak zorunda kaldınız mı?
Sizin hiç çığlıklarınız duymazdan gelindi mi?
Çırpınışınız görmezden gelindi mi?
Yaşadıklarınız ve yaşayamadıklarınız bilmezden gelindi mi?
Sizin hiç alkolik kocanız oldu mu?
Kocanızın yemeğine gizli gizli antabus karıştırmak zorunda kaldınız mı?
Leyla bunların hepsiyle tek başına savaşmak zorunda kaldı. Bu aslında Leyla'nın değil, Leylaların hikâyesi...
"Mesela ben dayak yedim diye karakola gitsem, biriniz şahitliğe gelmezsiniz, niye? E aile meselesi ne olsa, yarın öbür gün ben kocamla iyi olurum, hatta size, "Sana ne be, kocam değil mi döver de sever de," bile derim de, siz kötü olursunuz di mi? Siz karışmazsınız. Bana üzülürsünüz tabii ama taraf tutmazsınız... Öyle de bir tutarsınız ki: Ben zulüm çekerken susuyorsanız, kocamın tarafındasınız. Siz, erkek tarafısınız. Amaaan, benim babam bile özbeöz babamken, kız tarafı değil erkek tarafıydı." syf, 16.