Süzen cevap vermeden kalkarak pencerenin yanındaki sehpada duran yılbaşı çiçeğine yaklaştı. Yapraklar parlak yeşildi. Her yaprağın ucunda taze birer gonca büyüyordu. Onları birer birer okşadı. Her gonca gelecek yarınlara benziyordu. Birer ümit damlacığı gibi gizli kapalı idiler.
Yüreğinde tıpkı goncalara benzer ümitler tomurcuklanıyordu. Heyecanla kocasına döndü:
- Söz ver Celil! Söz ver, bana iyileşmeye çalışacağına söz ver...
Genç adam başını önüne eğdi. Cevap veremedi.
Bu sözleri neşe, ümit ve cesaretle söylüyordu. Kemal'in yüreğine su serpilmişti. Bir müddet için annesi evin geçimini sağlayacaktı.
Annesinin gözleri parlıyor, yüzü gülüyordu. İşten korkar, yüksünür bir hali yoktu. Zaten annesi annelerin en güzeli, en beceriklisi, en tatlısıydı.
O-Tama çoktan sakinleşmişti. Kabullenme, bu genç kadının aşina olduğu ruhsal bir durumdu. Zihnini kabullenmeye odaklandığında, yağlanmış bir makine gibi sorunsuz çalışmak onda huy olmuştu.