Lakin her şeye basit ve hayvani manalar verildiği, her şeyde basit ve hayvani manalar arandığı bu devirde, artık hiç kimseye şiirin mukaddes kaynağından bahse imkan kalmamıştır.
Bir bireyi yoğun, karanlık ve işe yaramaz sürünün üstüne çıkaran ve ona hayatın görünen yüzünün ötesindeki hayatı keşfettiren, o altıncı hisse ulaştıran araç hangi organdır? Bu ne kulak, ne göz, ne burun, ne damak ne de eldir. Hatta zekâ bile değildir. Fakat kulaktan daha iyi işiten, gözden daha iyi gören, burundan daha iyi koklayan, damaktan daha iyi tadan ve zekâdan daha iyi anlayan bir tür algıdır ki; bunun köklerini benliğimizin ruh, bilinç, gönül ve hayal gücü denilen derinliklerinde ancak sezebiliriz.