Sezai İşçi

suçu Michelangelo’ya atın
Hiç şüphesiz dünyanın en büyük dahilerinden biri olan Michelangelo’nunki tanrısal bir armağan değil yoğun bir şekilde beslenip büyütülmüş bir yetenekti. Taş ocağı işçileri tarafından yetiştirildiği için daha altı yaşındayken taş blokları kesip yontabiliyordu. On iki yaşına geldiğinde binlerce saattir taş oymacılığı yapıyordu. On dört yaşında, bir sanatçının stüdyosuna çırak oldu. Bu düzeyde bir yetenek eğitimi bugün mümkün değil hatta yasa dışı kabul ediliyor.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Reklam

Sezai İşçi

, şu anda okuyor
10/10
·%69 (200/288 syf.)
Rod Judkins
8.2/10 · 250 okunma

Sezai İşçi

, bir kitap okudu
9/10
·120 syf.·
28 günde okudu
·
2024 4. kitabı
Lev Tolstoy
8/10 · 29,3bin okunma
Şüphe etmeyi bıraktım ve dahil olduğum inançta her şeyin hakikat olmadığını kesin olarak kanaat getirdim. Önceden olsaydı tüm inancın yanlış olduğunu söylerdim ama şimdi bunu söylemenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Tüm halk hakikatin bilgisine sahipti, bu çok açıktı zira aksi halde varlığını sürdüremezdi. Bunun dışında, gerçeğin bu bilgisine ben de ulaşmıştım, onunla yaşıyor ve onun tamamıyla doğru olduğunu hissediyordum ama bu bilgide yanlış da vardı. Bundan da şüphe edemezdim. Daha önce beni itip uzaklaştıran her şey şimdi capcanlı karşımda durmaktaydı. Beni iten yanlışların halk arasında kilise temsilcilerine nazaran çok daha az olduğunu görsem de halkın inancında da her şeye rağmen yanlışın doğruya karışmış olduğunu fark ettim. İyi ama yanlış nereden, doğru nereden kaynaklanmaktaydı? İkisi de kilise tarafından tanımlanmaktaydı. Yanlış da doğru da meselde; kutsal addedilen mesel ve kitaplarda yer almaktadır.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Şöyle bir akıl yürüttüm. Kendime dedim ki inanç bilgisi, tüm insanlığın mantık yetisi gibi gizemli bir temelden kaynaklanıyor. O temel Tanrı'dır, o temel hem insanlığın bedeni hem de aklıdır. Vücudumun Tanrı'dan bana kadar ulaşması gibi aklım ve hayat algım da bana öyle ulaşmıştı, bu yüzden hayatı algılamamın tüm o gelişim evreleri yanlış olamazdı. İnsanların içten inandıkları her şey gerçek olmalıdır; gerçek farklı şekillerde ifade edilebilir ama yalan olamaz ve bu yüzden gerçek bana yalanmış gibi geliyorsa bu sadece benim onu anlamadığım anlamına gelmektedir. Bundan başka kendime şöyle dedim: Her inancın özü, yaşama atfedilen ve ölümle yok olmayan bir mânâdan oluşmaktadır. Doğal olarak, lüks içinde ölmekte olan bir kralın, çalışmaktan canı çıkmış yaşlı bir serfin, akıl baliğ olmamış bir çocuğun, bilge bir ihtiyarın, kaçık bir yaşlı kadının, genç ve mutlu bir kadının, ihtiraslarıyla yanıp tutuşan delikanlının, çok çeşitli hayat ve öğrenim şartlarına sahip tüm insanların, başı sonu olmayan o tek hayati sorusuna, yani "Ne için yaşıyorum, hayatımdan ne çıkacak?" sorusuna inancın cevap verebilmesi gerekir; Bu soruyu yanıtlayabilecek tek cevap da esasen tek olmasına rağmen, tezahürlerinde doğal olarak sonsuz çeşitlilik taşımak zorundadır…
Sayfa 93·Kitabı okudu
Reklam