Sezai İşçi

Başka ülkelerin insanına, çağdaşlarıma ve artık hayatta olmayan insanlara baktığımda da aynı şeyi gördüm. İnsanlık var olduğundan bu yana yaşam neredeyse inanç da oradaydı, yaşama imkanı veriyordu ve inancın temel yönleri her yerde ve hep aynıydı. Herhangi bir inanç kime ne gibi cevaplar verirse versin, inancın her cevabı insanın sonsuz varoluşuna sonsuz bir anlam; ızdıraplarla, yoksunluklarla ve ölümle yok edilemeyen bir anlam veriyordu. Bu, bir inançta hayatın anlamını ve yaşama imkanı bulmak anlamına geliyordu.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gerçekten de katı rasyonel bilgi Descartes’ın da yaptığı gibi her konuda tam şüpheyle başlar…
Sayfa 66·Kitabı okudu
Emsallerimden oluşan küçük gruba şöyle bir baktığımda: soruyu anlamayan veya hayat sarhoşluğu konusunu anlayan ve susturan, yaşamı anlayan ve sonlandıran, umutsuz hayatı anlayan ve zayıflıktan ötürü bekleyen insanları gördüm. Başka kimseyi görmedim. Benim ait olduğum, bilim insanlarından, varlıklardan ve seçkin insanlardan oluşan o küçük grubun tüm insanlığı oluşturduğunu, daha önce yaşamış ve yaşamakta olan milyarlarcasının ise insan değil, bir sığır olduğunu sanıyordum. Ne gariptir ki, hayat konusunda da muhakeme yürütürken beni dört bir tarafımdan kuşatmış insanlığın yaşamını görmezden gelmem; benim, Süleyman’ların ve Schopenhauer’ların hayatının gerçek, normal hayatlardan olduğunu, milyarların hayatlarının ise dikkate değmediğini düşünecek kadar komik bir biçimde yanılmam şimdi bana inanılmaz derece anlaşılmaz görünüyor.
Sayfa 62·Kitabı okudu
Ancak ne zaman ki hayatın manasını aramaya başladım o zaman bizzat ve şahsen yaşamam gerektiğini hissettim, aynalara yansıyan yaşam ise bana ya gereksiz ya fazlalık ya ıstıraplı geldi. Aynada durumumun aptalca ve umutsuz olduğunu görmem artık beni yatıştırmıyordu. Bir zamanlar yüreğimin ta derinliklerinde hayatımın bir manası olduğuna inanmanın mutluluğu bana iyi geliyordu. O sıralarda bu ışık ve gölge oyunu (hayattaki komik, trajik, dokunaklı, harika ve korkunç olan şeyler) beni memnun ediyordu. Ancak hayatın anlamsız ve korkunç olduğunu anladığımda aynadaki oyun artık beni eğlendirmedi. Ejderhayı ve tutunduğum dalı kemiren fareleri gördükten sonra bal artık bana hiç tatlı gelmedi.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Çocukluğumdan beri bana tebliğ edilen dini inanç, diğer insanlar da olduğu gibi benim de içime açıp gittim, tek fark benim çok erken yaşlarda çok fazla okumayı ve düşünmeye başlayarak bu ilaçları çok erken zamanlardan itibaren bilinçli bir şekilde reddetmiş olmam da 16 yaşımdan itibaren dua etmeyi bıraktım, kendi arzumla kiliseye girmemeye ve oruç tutmamaya başladım. Çocukluğumdan itibaren bana öğretilenlere inanmayı bıraktım ama yine de bir şiirine inanıyordum. İnandığım şeyleri bir türlü ifade edemiyordum. Tanrıya da inanıyordum daha doğrusu Redd etmiyordum ama hangi tanede etmediğim bilmiyordum; İsa’yı ve öğretilerin de reddetmedim ama öğretilerin ne olduğunu da yine ifade edemiyordum. Şimdi, o zamanları hatırladığımda, hayatıma yön veren hayvani içgüdüler dışında yegane gerçek inancımın mükemmelleşme olduğunu açıkça görüyorum. Ancak o zamanlarda bunun ne anlama geldiğini ve amacının ne olduğunu ifade edemezdim. Kendimizi zihnen mükemmelleştirmeye çalışıyor, öğrenebileceğim ve yaşamın önüme çıkardığı her şeyi öğreniyorum; irademin mükemmelleştirmeye çalışıyordum, uyumaya çalıştığım kurallar koyuyordum kendime; Gücümü ve becerilerime keskinleştirecek her türlü egzersizle kendimi fiziksel olarak da mükemmelleştiriyordum, her türlü yoksunlukla kendimi dayanıklılığa ve sabırlı olmaya alıştırıyordum. Tüm bunları kendimi mükemmelleştirme yolları olarak görüyordum. Tüm bunların temelinde ise şüphesiz ki ahlaki mükemmelleşme vardı ama kısa süre sonra bu, yerini tümden mükemmelliğe, yani kendinin ya da Tanrı’nın nazarında daha iyi olma arzusu değil de, diğer insanların nazarında daha iyi olma arzusuna bıraktı. Çok kısa bir süre sonra da insanlardan iyi olma arzusu yerini diğer insanlardan güçlü, yani daha meşhur, daha önemli ve varlıklı olma arzusuna bıraktı.
Sayfa 9·Kitabı okudu