Affetmek, akılların üstünde sultan olan kalbin hareketi olduğu gibi affedilmek de insanın bizzat kendi kalbinde inkılâp yapmasıyla kendisine sunulan zafer hediyesidir. Şüphe yok ki affın fermanını hazırlayan kalptir. Hesapça akıl onu anlamasa da kalp kendi kahramanına affı bağışlıyor. Affeden insan da affedilen gibi kalbini yükseltmiş, “insan kalbi böyle olur” dedirtecek olgunluğa ulaştırmış olmalıdır.
İnsan, sonsuzluk yolunun yolcusudur. Allah'ı ancak o bulacaktır. Onun bu yürüyüşünü engellemekten daha büyük günah olur mu? Başkalarının ruh kuvvetini, ümit ve imanını felce uğratan, hattâ zedeleyen bütün hareketlerimiz günahtır. İnsanı tahkir günah, günahı teşhir ise sade bir günah işlemekten daha günahtır.
İnsanın affedilmez şaşkınlığı, düşmanı kendi dışında aramasıdır. Dışımızdaki düşmanın bedenden ruha geçmesi ve ruhu tam kaplayıp karartması zordur. Kimi parayı, kimi fitneyi, kimi de kendi zaaflarını kullanan bütün vasıtalı düşmanlardan ve en fenası, dostların düşmanlığından da çok kendi zaaflarımız ve kendi ihtiraslarımız, aşkı kendi içimizde boğan bizdeki canavar bizim asıl düşmanımızdır. Oscar Wilde’ın şu sözü herkes için, her zaman yerindedir: “Âlemin bana yaptığı ne kadar müthiş olursa olsun, benim bana yaptığım daha müthiştir.”
Her şeyin fâni, vefasız oluşu,olayların üzerimizdeki izleri olan hatıraların da zamanla silinmesi, unutmak denilen o müthiş hem de kurtarıcı musibet, daha yaşarken hayat yolunda adım adım öldüğümüzü göstermiyor mu?