Nefes bile almadan onu izliyordum, yağmur yağmaya başladığını bile fark etmemiştim. Büyülenmiştim. Isobel’ in on bir trilyon hücresinin her biri büyülenmişti beni.
Çünkü, günbatımı gibi, insan olmak da arada kalmak demekti; dönülemez bir şekilde geceye doğru yol alırken, umutsuzluktan doğan umursamazlığın renkleriyle patlayan bir gün olmak demekti.
Meraklı ol. Her şeyi sorgula. Şimdinin gerçeği gelecekte bir hikaye olacak sadece.
Bazen kendin olmak için kendini unutman ve başka bir şey olman gerekir. Karakterin sabit bir şey değil. Ona ayak uydurabilmek için hareket etmelisin.
Şiir Oku. Özellikle de Emily Dickinson şiirlerini. Seni kurtarabilirler…
Önemli olan ne kadar uzun yaşadığın değil. Ne kadar derin yaşadığın. Ama derinlere inerken güneşi hep üstünde tut.
Hayatın anlamını arayarak mutlu olamazsın. Anlam önem sırasında üçüncüdür yalnızca. Sevmekten ve var olmaktan sonra gelir.
Akademisyen olmak zorunda değilsin . Hiçbir şey olmak zorunda değilsin. Zorlama. Kendi yolunu ara ve sana uyan bir şey bulana kadar aramayı bırakma. Belki de hiçbir şey uymayacak. Belki de sen bir hedef değil, yolsun. Sorun değil. Sen de yol ol. Ama bu pencereden bakmaya değecek bir yol olsun.
Hayatın sanrılarına karşı tutarlı olmak zorundaydınız. Elinizdeki tek şey bakış açınızdı, yani nesnel hakikat anlamsızdı. Bir rüya seçmeli ve ona sıkı sıkı tutunmalıydınız. Diğer her şey aldatmacaydı. Ama gerçeği ve aşkı aynı güçlü kokteylin içinde tattığınızda oyunlara yüz veremezdiniz artık.