Sanırım insan yaş aldıkça içinden de bir şeyler kopuyor gitgide büyüsünü, güzelliğini yitiriyor her şey. Yaşadığı zamanın içinde hissetmiyor kişi kendini. Aklı, zihni,bedeni,kalbi hep başka alemlerde sanki. Ama biliyor dünyadan uzak. Her seferinde anlam aradığını düşünse de çıkamıyor yaşamakta olduğu anlamsız yaşama şeklinden. İçindeki şeytanı suçluyor bu yüzden, suçu aramıyor kendinde. Çözümü hep uzaklarda arıyor. Kalbinin neye ihtiyacı olduğunu bir türlü çözebilmiş değil. Sürekli denemekten ve hayal kırıklığına uğramaktan yorgun düşmüş zavallı kalbi. Kendine gelmeye çalışmış ve daha çok kendini kaybetmiş pek yazık. Ama içinden bir ses dermiş hep UMUDUNU KAYBETME! Bir şekilde o umut sözcüğüne sığınırmış her düşüşünde. Güzel günlere olan inancını hiç yitirmemiş bu da onu ayakta tutuyormuş bir de baharın gelme ihtimali. Taşındığı her yerde çiçek açmayı kendine vazife edinmiş. Artık bu dünyadaki yerini sorgular olmuş, yaşamının bir anlamı var mıydı, o bu dünyaya neler katacaktı? Umarım güzellikler onu bulurdu...
Güzelliğin dilini sadece ruhlarımız anlayabilir, sadece onlar güzellikle yaşar ve büyür. Güzellik aklımızı karıştırır, hiçbir kelime onu tanımlamaya yetmez. O, gören ve görünen arasındaki, gözle görülmeyen bir duygudur.