Bir kavram, kendinde taşıdığıyla değil, gönderme yaptığı şeyle anlam kazanır. Başka bir deyişle, kavramın anlamı, yalnızca bir göstergeye ya da nesneye işaret ettiği sürece ortaya çıkar. Bu bağlamda, kavramlar arası ilişki, aslında nesneler arası ilişkinin düşünsel düzlemde yeniden kuruluşudur.
Bir cümledeki sözdizimsel düzen, kavramların anlamını doğrudan belirlemez; çünkü düzen, anlamın zorunlu mantığı değildir. Anlam, daha çok kavramların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde filizlenir.
Bu ilişkiler ağı, kimi zaman yeni bir kavramın doğumuna da yol açabilir. Bu, Deleuze’ün kastettiği şekilde, düşüncenin ritmini yakalayan bir anlamdır: soyutlamayla, ancak gerçekliğin titreşimleriyle uyum içinde oluşan, felsefenin yaratıcı jestidir.