Makineler bizim karşımızda günbegün mevzi kazanırken, biz günbegün daha fazla onların hizmetine giriyoruz. Giderek daha fazla insan bir köle gibi, bakımlarını yapmak için onlara bağlanmış durumda, giderek daha fazla insan yaşamlarının tüm enerjisini mekanik hayatlar yaratmaya adıyor. Sonun gelmesi artık sadece bir zaman meselesi ama bu zaman dünyamız ve onun sakinleri üstünde gerçek hâkimiyeti makineler ele geçirdiği ve düşünen insanın bir anlığına bile sorgulamadığı noktada gelecek.
Dört bir yanda anormal, muğlak, bunaltıcı olanı görür gibi olmanıza yol açan varoluşsal bir bunalımdan başka bir sorun yok gibi. Sonra bir anda, burnunuzun ucunda, canınızı sıkan, rahatınızı kaçıran, kanınızı donduran o adlandırılamayanı tanıyor, tanıdığınızı sanıyorsunuz. O zaman çürüyüş başlıyor. İnsan afallayıp şaşkına dönüyor, çöküyorsunuz. Akıl zaafa düşüyor. Bağrınıza inatçı bir acı saplanıyor. Sanrılar sizi aptallaştırdıkça aptallaştırıyor.
Bir toplumda, bir cemaatte, eleştiri, sorgulama, hesaplaşma bilinci ve kültürü gelişmediği takdirde, her durumda kör bir itaatin kurumsallaşması halinde, kötülükler ve yanlışlıklar karşısında kayıtsızlık bir gelenek halini alır.