Her ne kadar sahte-toleransını beyan etse de bütün biçimleriyle kapitalist sistem, bütün arzuları... kâr, verimlilik... sömürü, mülkiyet üzerine kurulu kendi totaliter örgütlenişinin diktatörlüğüne... tabi kılmaya devam eder... kendi yasalarını tenimize kazımak için bedenimizi bastırarak, parçalayarak ve ona işkence ederek... yorulmak nedir bilmeden kirli işlerini sürdürür... Organizmalarımıza giden uygun her erişim yolunu kullanarak, ölümcül köklerini içimizdeki derinliklere daldırır.
Sokrates'in dünyadaki son gününün öyküsü muhtemelen Avrupa'nın düz yazı edebiyatında yazılan en iyi şeydi. Ölümünden tam iki gün önce 'bir rüyada' uyarılan Sokrates'i, arkadaşları, bir keresinde eve gönderdiği eşi ve çocuğuyla birlikte açıkça istirahat ederken gördü.(Ksantippe ve bebek geceyi hapishanede geçiriyordu.) Her zamanki neşeli istikrarı ile sabrediyor -'eğlence' Thomas More kadar onun da fıtratında vardı- ve iyi bir insan için ölümünün bütün hayatının prova olduğu bir dramada -ruhun beden hapishanesinde veya kafesindeki mahpusluğundan kurtuluşunun dramasında- perdenin kalkışı olduğuna inandığını söylüyordu, Tanrı'nın iyi niyetleri doğrultusunda, ‘gözlerin kristal kafesleriyle' artık 'dikizlenmediği', hakikat ve gerçeğin yüz yüze bilineceği daha iyi bir dünyanın daha büyük özgürlüğü için ruh bedende o ana kadar Tanrı tarafından tutuklu kalmıştı.
Kadınları eşşek sudan gelinceye dek dövmek gerek. Bu iyi, bu kötü demeksizin hepsini. Bugün elli dokuz yaşındayım. Tam yirmi üç yıl evli kaldım. Neredeyse ömrümün yarısı. Karım yanımdan hiç eksik olmadı. Onun için iyi tanırım kadınları. Ne denli cani ruhlu olduklarını çok iyi bilirim. Bugüne dek zehirle işlenmiş cinayetleri şöyle sayın bir, profesör. Bir sürü kitabınız var, açıp bakın bir. Karı milleti korkaktır. İyi bilirim bunu. Karşımda dil uzatan bir erkek olsa, bir vururum, ömrü boyu unutmaz. Ulan sen kim oluyorsun da bana dil uzatıyorsun, derim. Oysa karşınızdaki kadın olunca, işin rengi hemen değişiverir. Hemen kaçıverirler elinizden. Buna yumruklarım üzerine bahse girebilirim. Boşuna konuşmuyorum; bakın, siz de görün. Üzerinde bahse girilmeye değer yumruklardır bunlar. Bir kadına ne söylersem söyleyeyim, kılını bile kıpırdatmaz. Neden kıpırdatmaz? Korkar da ondan! Peki neden korkar? Tabii korkaktır da ondan! Bugüne varana dek kaç kadına nasıl dayak attığımı cidden görmenizi isterdim! Karım, ömrü boyu çürüklerden kurtulamadı.
Kızıma gelince, toprağı bol olsun, severdim onu. Sözcüğün tam anlamıyla tepeden tırnağa kadındı. Ona dayak atmaya daha küçükken başladım. 'Bak dinle,' derdim karıma -kıza dokunmamla birlikte karım haykırmaya başlardı- 'evlendiğinde nasıl olsa bir erkekle yaşamayı öğrenmek zorunda kalacak. Onun için daha şimdiden küçükken öğrenmeli kendisini neyin beklediğini. Yoksa evlendiğinin ikinci günü kocasını bırakıp kaçar. Oysa ben de kızımı asla karısını dövmeyi bilmeyen birine vermek niyetinde değilim. Böylesine erkek bile demem ben. Erkek dediğin dövebilmeli karısını.
Kadınları eşşek sudan gelinceye dek dövmek gerek. Bu iyi, bu kötü demeksizin hepsini. Bugün elli dokuz yaşındayım. Tam yirmi üç yıl evli kaldım. Neredeyse ömrümün yarısı. Karım yanımdan hiç eksik olmadı. Onun için iyi tanırım kadınları. Ne denli cani ruhlu olduklarını çok iyi bilirim. Bugüne dek zehirle işlenmiş cinayetleri şöyle sayın bir, profesör. Bir sürü kitabınız var, açıp bakın bir. Karı milleti korkaktır. İyi bilirim bunu. Karşımda dil uzatan bir erkek olsa, bir vururum, ömrü boyu unutmaz. Ulan sen kim oluyorsun da bana dil uzatıyorsun, derim. Oysa karşınızdaki kadın olunca, işin rengi hemen değişiverir. Hemen kaçıverirler elinizden. Buna yumruklarım üzerine bahse girebilirim. Boşuna konuşmuyorum; bakın, siz de görün. Üzerinde bahse girilmeye değer yumruklardır bunlar. Bir kadına ne söylersem söyleyeyim, kılını bile kıpırdatmaz. Neden kıpırdatmaz? Korkar da ondan! Peki neden korkar? Tabii korkaktır da ondan! Bugüne varana dek kaç kadına nasıl dayak attığımı cidden görmenizi isterdim! Karım, ömrü boyu çürüklerden kurtulamadı.
Kızıma gelince, toprağı bol olsun, severdim onu. Sözcüğün tam anlamıyla tepeden tırnağa kadındı. Ona dayak atmaya daha küçükken başladım. 'Bak dinle,' derdim karıma -kıza dokunmamla birlikte karım haykırmaya başlardı- 'evlendiğinde nasıl olsa bir erkekle yaşamayı öğrenmek zorunda kalacak. Onun için daha şimdiden küçükken öğrenmeli kendisini neyin beklediğini. Yoksa evlendiğinin ikinci günü kocasını bırakıp kaçar. Oysa ben de kızımı asla karısını dövmeyi bilmeyen birine vermek niyetinde değilim. Böylesine erkek bile demem ben. Erkek dediğin dövebilmeli karısını.