YA, YA, YAAAAAAAAA sen bu zamana kadar neredeydin?!?!
Bir kitap duyguları nasıl bu kadar güzel bir şekilde aktarabilir? Olayların akışını nasıl böyle ince dokuyabilir? Bir aşkın tohumunu nasıl geçmişte ekip gelecekte yeşertebilir ya ?!?!
Kitap sayesinde şunu hatırladım:
Yıllarca emek vermiş olsak bile, yürüdüğümüz yolda mutlu değilsek kendi "arzu patika"mızı kurabilecek özgürlüğümüzü özgür bırakmalıyız.
Limon'un (tabi ki ana karakteri sonsuza kadar bu lakapla hatırlayacağım) teyzesiyle olan güçlü bağı, hayatın yeniliklerinden korkup kendini işine adaması, yaşadığı modern hayata rağmen huzuru yirmilerinin ortasında bir adamın eğri gülümsemesi ve limonlu turtasında bulması, yasını bağrına basıp bir apartman dairesi sayesinde "veda" etmeyi öğrenmesi, ve tabi ki ay'ın peşine düşmesi.. hepsine ayrı ayrı öldüm.
Iwan.. seni kalbime yazdım; bir daha da unutmam bilesin.
Ya ben Iwan'ın gülüşüne, bakışına, diş fırçasını geri almak için geri dönüşüne, bıçak tutuşuna, hepsi birbirinden anlamlı dövmelerine, azmine, olmazlara göz devirip geçişine, başarısına, olumsuz yorumları değerlendirip kendini geliştirmesine, yıllar geçse de kendini kaybetmeyişine, ve sabaha kadar saysam bitmeyecek özelliklerine ne desem az. Bir insan, ancak bu kadar doğal ve saf yazılabilirdi.
Kurguyla ilgili konuşmaya başlasam sabaha kadar sürer, o yüzden sadece bana çok şey katan bu alıntıyı bırakıp güzelliğinden ağlamaya dönüyorum:
"Bir sürü ayakkabı denemeden, hangi ayakkabıyla rahat yürüdüğünü bulamazsın."
(kesinlikle kişisel ilişkilerle ilgili değildir.)