Kraepelin, harp sonrası nevrozuna (shell-shock) uğramış askerler için tedavi tavsiye edildiğinde yahut malûl olanlara emeklilik maaşı verildiğinde, devletin parasını israf ettiğini düşünmekteydi; zira bunların tamamını zayıf iradeli kişiler olarak nitelendiriyordu.
Bununla beraber, iradesi bozulmuş hastalarının hakikaten illet sahibi olduklarına inanıyor ve elinde mevcut en iyi imkanlarla onları tedavi etmeye çalışıyordu: Zincir ve tecrid odası yoktu; mümkün olan en iyi hastabakıcılar, hatta ölüm döşeğinde bile lâyıkıyla ilgi vardı. Bu muamele, Kraepelin’in açıktan açığa aşağılık gördüğü hastalarda da geçerliydi: Alkolikler, alkol yüzünden frengiye dûçâr olmuş paretikler, histerik hastalar, milletin sıhhatini zayıflatan dejenere psikopatlar ve hatta kimi 'dementia praecox' hastaları (zayıf, tembel, itici ilh.).
Ona göre bu illetlerin en feci tarafı, irade kudretini yok etmesiydi; zira kendi nazarında irade, en kıymet arz eden şeydi. Yeterli bir irade bulunmadıkça hayatı kıymetli ve mühim telâkki edemiyordu.