Karanlık çökmüş, kiliselerin çanları çalmaya, uzaktaki saray avlusundan askeri bandonun trampet sesleri duyulmaya başlamıştı fakat kadınlar hâlâ oturmuş örüyor, örüyor, örüyorlardı. Karanlık onları çepeçevre sarmıştı. O an emin adımlarla çökmekte olan bir başka karanlık daha vardı; Fransa semalarında tatlı tatlı çalmakta olan kilise çanları sonraları eritilip gök gibi gürleyen toplara dönüştürülecek, o askerî bandonun trampet sesleriyse, Güç, Refah, Özgürlük ve Yaşam diye bağıran cılız sesleri bastırmak için daha da güçlü çalınacaktı. Karanlık, oturmuş dur durak bilmeden örgü ören kadınların üzerine öylesine çökmüştü ki, henüz inşaatı tamamlanmamış bir yapıya kendilerini de örüyorlardı sanki; o inşaat tamamlandığında orada oturup örgü örebilecek ve kopan kelleleri sayabileceklerdi.