Dolayısıyla biseksüellik ile eşcinsellik temelde farklı iki hadisedir. Biseksüellerde yapılan çalışmalarda, az önce eşcinsellik için bahsedilen biyolojik bulguların çoğuna rastlamıyoruz. Biseksüel erkek ve kadınların beyin yapısı, az önce sıraladığım farklar açısından heteroseksüellere daha çok benzer olarak karşımıza çıkıyor (Van Wyk ve Geist, 1995). Dolayısıyla eğer cinsel yönelimler açısından bir "tercih"ten bahsedilecekse biseksüellik bir tercih olarak değerlendirilmeye daha uygundur. Eşcinsellikte ise tercih ve seçim büyük oranda söz konusu değildir, çünkü biyolojik devrelerin doğal yönlendirmeleri söz konusudur.
Çocukların eşcinsel olma ihtimalini arttıran bazı çevresel faktörler de var. Bunlardan bazıları:
• Hamilelikte düşükleri önlemek amaçlı sentetik östrojen alınması
• Hamilelik döneminde nikotin ve amfetamin alınması
• Birden fazla büyük erkek kardeşi olan erkek çocuklarda, nadiren de olsa, annenin önceki erkek bebeklerine karşı hamilelik ve doğum sırasında doğal olarak geliştirdiği bağışıklık tepkimeleri, muhtemelen bazen beyin gelişimine etki ederek, sonraki erkek çocuklarda cinsel işlevlerin değişmesine neden olabiliyor (Swaab, 2014).
Burada önemli bir noktayı vurgulamakta yarar var. Eşcinsel eğilimlerin, genellikle yetişme çağında karşılaşılan çevreyle yahut yetiştirilme biçimiyle ilgili olduğuna dair yaygın bir inanış var fakat bunu destekleyecek herhangi bir bilimsel kanıt veya gözlem yok.
Örneğin; eşcinsel çiftlerin büyüttükleri çocuklarda artan bir eşcinsellik oranı görülmüyor. Genel olarak bakıldığında eşcin selliğin bir "yaşam tarzı seçimi, tercihi" olarak görülebilmesi, en azından bazı durumlarda, pek mümkün değil.
Sayfa 152 - Eşcinsellik ve transseksüellik durumları, biyolojik yapının doğal bir sonucu.
Mesela söğüt ağacının kabuğundan hazırlanan bir "çay kürü" ağrı kesici etki gösterirken genellikle midenizde fazla bir sorun yaratmaz. Fakat aynı ağacın içindeki ağrı kesici etken madde olan asetilsalisilik asit adlı maddeyi saflaştırıp "aspirin" isimli bir ilaca dönüştürdüğünüzde bir yandan etkisi çok hızlanırken diğer yandan da mide ve kan pıhtılaşma problemlerini daha sık yaşamaya başlarsınız. Zira aspirinin içindeki asetilsalisilat miktarı hem doğal kaynaklara göre çok yüksektir hem de o ilacın içinde etken madde olarak sadece asetilsalisilat vardır. Halbuki doğal terkip bundan çok daha farklıdır ve bu etken maddenin beraberinde, çoğunun etkisini bilmediğimiz birçok organik ve inorganik bileşen mevcuttur.