Bir şeyin neden olduğunu açıklarken ya da bir olayın muhtemel sebebine karar verirken, içgüdülerimiz bizi genelde yanlışa sürükler çünkü bizler her şeyin gerçekte olduğundan daha kontrol edilebilir, öngörülebilir ve üstünkörü de olsa belirgin olmasını isteriz.
Dalıp gitmek, kendini vermenin lanetidir.
İster yeterince uyarılmadığınız için, ister aynı anda birkaç iş birden yaptığınız için (ki modern çağda varoluşumuzun temeli bu), ya da zorunlu bir laboratuvar paradigması yüzünden dalıp gidin, fark etmez. Dalıp gitmeyle kendini verme aynı ortamda barınamazlar. Bu nedenle, dalıp gitme bilinçli dikkatle, yani Gözlem için ihtiyacımız olan Dikkatle aynı ortamda asla var olamaz.
Hiçbir şey yapmamak her zaman en kolayıdır. Ama bu gerçekten hiçbir sey yapmadığımız anlamına gelmez. Zira yapmışızdır. Sessiz kalmayı tercih etmişizdir.
Dikkat dediğiniz zaman beş duyunuz birden işin içine girer: görme, koklama, duyma, tat alma ve dokunma. Dikkat, müsait olan her yolu değerlendirip mümkün olduğunca çok şeyi içeri almakla ilgili. Hiçbir şeyi, daha doğrusu belirlediğimiz hedeflerle alakalı olan hiçbir şeyi dışarıda bırakmamayı öğrenmekle ilgili ve bütün duyularımızın bizi etkilediğinin ve biz bu etkinin farkında olsak da olmasak da etkilemeye devam edeceğinin farkına varmakla ilgili.