Kitabın en başında bugünden bir kareyi anlatıp daha sonra okuyucuyu bir hikâyeye başlar gibi çoook geçmiş zamanlara sürükleyen Atsız; o muazzam diliyle, benzersiz anlatımıyla, merak uyandıran hikayeleriyle beni bir kez daha hayran bıraktı kendisine.
O kadar sayfa kitaba önce biraz korkarak başladım ne yalan söyleyeyim. Çünkü çok fazla aşina olmadığım eski Türk isimleri vardı ve isim hafızam yok, aklımda tutamayabilirim diye düşündüm. Ama asla öyle olmadı, kitapta ilerledikçe hepsi benden bir parça oldu. Anlatılan bütün karakterlerin hikayeleri aklıma kazındı resmen.
İki kitabın birleşimi olan Bozkurtlar'ın, ilk kitabı olan Bozkurtlar'ın Ölümü'nü gerçekten çok beğendim. İkinci kitabı olan Bozkurtlar Diriliyor'u ise beğendim ancak olumsuz bir eleştiride de bulunmak istiyorum açıkçası. İlk kitapta duyduğum hazzı ikinci kitapta duyamadım. Çok sevdiğim yanları da vardı ancak özellikle sonunun romanda başlandığı zamana tekrar geri dönülerek bitirilmesini isterdim. Sonunu okuduktan sonra kitabı bitirip romanın başını tekrar okuma gereksinimi duydum ve kesinlikle romanın eksik bittiğini düşünüyorum. Onun dışında her şey on numara beş yıldız :)
"Delinse yer; çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!"