Karşımızda, kadın merkezli psikolojik romanlarının öncülerinden biri duruyor; II. Meşrutiyet döneminde Türk entelektüel kadınının yaşadığı kimlik krizi, evlilik kurumu üzerinden ele alınıyor.
Handan, esasında Halide Edip’in bir döneminin otobiyografisidir; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Handan için “romandan ziyade bir otobiyografiye benziyor” demiştir. Kitabın yazıldığı dönemde yazar, ilk eşinin kuma istemesi üzerine radikal bir boşanma kararı almış; bu aldatılmadan doğan depresyonunu kaleme almaktan kendini alamamıştır.
Handan romanı mektuplardan oluşmaktadır. Çoğunluğu Refik Cemal ile arkadaşı Server arasında olmak üzere; Handan’ın, Neriman’ın, Hüsnü Paşa’nın, Cemal Bey’in, Dr. Şe’nin ve intihar mektubu ile de olsa Nazım’ın mektuplarını içeren, yaklaşık altmış mektuptan oluşur. Roman boyunca mektupların neredeyse tamamının konusu Handan’dır.
Handan, Avrupai bir eğitim görmüş; güzelliğiyle değil, zekâsıyla öne çıkan modern, entelektüel Türk kadınıdır. Üç farklı evlilik üzerinden Handan’ı tanırız.
İlki, evlilik teklifini reddettiği Nazım’dır. Sosyalist ve idealist hocası olan Nazım, Handan’a evlenme teklif eder; ancak Handan, Nazım’ın gerçek aşkının “dava” olduğu düşüncesiyle ve hayatında en değer verdiği şey olamayacağı fikriyle bu teklifi reddeder. Nazım, ilk bakışta Handan’ın dengi gibi görünse de, hayat felsefesi ideolojik zincirlerle bağlıdır ve esasında özgür bir düşünce yapısına sahip değildir; fikren bir askerdir. Öğrencisi Handan ise onu aşmıştır; ideolojik zincirleri olmadığından çok daha özgür düşüncelere sahiptir. Romanda evlilik problemi, Nazım döneminde ortaya çıkar. Nazım, Handan’ı kendi ideallerine hizmet edecek ya da ettirilecek bir kişi olarak görür.
İkincisi Hüsnü Paşa ile olan evliliğidir. Bu kez çok sevileceği ve düşünsel anlamda denk oldukları