Puan vermedi·400 syf.··
2026 278. kitabı
Dan Brown, *Dijital Kale* adlı bu ilk ve sürükleyici teknolojik gerilim romanında, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) geliştirdiği ve dünyadaki tüm şifreli yazışmaları çözebilen devasa süper bilgisayarın, çözülemeyen gizemli bir şifreyle karşı karşıya kalmasını konu alır. Yazar; dahi bir kriptolog olan Susan Fletcher'ın, hem ulusal güvenliği hem de sevgilisinin hayatını kurtarmak için zamana karşı yarışırken kendini bir anda ihanetlerin, siber savaşların ve devlet sırlarının ortasında bulduğu yüksek tempolu bir hayatta kalma mücadelesini işler.
Dijital KaleDan Brown · Altın Kitaplar · 201022,7bin okunma
7/10
·360 syf.··
2026 16. kitabı
İklim krizleri ve ekonomik çöküşlerin yaşandığı , siber-biyolojik bir yaşam düzeninin olduğu, insanların yarı organik yarı geliştirilmiş robotik organlarla yaşadığı bir dünya hayal edin. Bu hayali dünyada , sadece kıyafetleriniz veya eviniz değil; ciğeriniz, gözünüz, gen haritanız ve hatta hastalıklarınız bile ilaç şirketlerin patentli mülkü. İnsanların, daha iyi görebilmek, daha hızlı koşabilmek ya da sadece hayatta kalabilmek için bedenini ilaç firmalarına kiralaması ve ya yüksek maliyetlerle borçlanması gerekmektedir. Hikayemizin kahramanı Kobo, küçük yaşta geçirdiği kazalar nedeniyle vücudunun yarısı siber-organik protezlerden oluşan biridir. Kobo, bir "Beden İzcisi" yani görevi devasa ilaç firmalarının finansa ettiği beyzbol ligleri için genetik olarak modifiye edilmiş insanüstü yeteneklere sahip sporcuları keşfetmek.. Birgün Kobo’nun hem evlatlık kardeşi hem de ligin en büyük genetik mucizesi olan yıldız beyzbolcu J.J. Zunz, maç esnasında sahada, dehşet verici bir şekilde vefat eder. Kobo, kardeşinin ölümünün ardındaki sırrı çözmek için New York’un yeraltı dünyasına, illegal organ laboratuvarlarına ve kurumsal gökdelenlerin zirvesine uzanan tehlikeli bir soruşturmaya girişir. Bu yolda hiç beklenmedik sırlarla da karşılaşır. Bilimkurgu-polisiye distopyası türündeki bu roman aynı zamanda bize, "Bedenimiz kime ait?", "Teknoloji bizi özgürleştiriyor mu yoksa köleleştiriyor mu?" ve "İnsan kalmanın sınırı nedir?" gibi soruları da soruyor. Sayfaları çevirirken hem yüksek tempolu bir cinayet gizemini merak edecek hemde geleceğin dünyasında bunları yaşama ihtimali mümkün mü diye kendinize soracaksınız. Yazarın kalemi için kısaca akıcı , sıradışı diyebilirim .Hikaye örüntüsündeki tasvirler o kadar iyi yazılmış ki, bana bilim kurgu filmi izliyorum
Beden İzcisiLincoln Michel · The Kitap · 202217 okunma
Reklam
9/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2026 112. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Hasan Balaban kaleminden Altair - Pinhân kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının ilk kitabı 2026 yılı basımlı 300 sayfalık bir kitap •Normalde suç dünyasını, gizemleri kovalamayı çok severim ama bu kitap çıtayı öyle bir yere taşımış ki sadece bir hackerın peşinde koştuğumu sanırken kendimi bir anda Türk mitolojisinin, tasavvufun ve gökyüzü şifrelerinin tam ortasında buldum. •Hikaye, Herakles mahlasını kullanan gizemli bir örgütün ya da siber teröristin saat tam 09.09’da attığı o ürpertici tweetlerle başlıyor. Ama bu bildiğimiz klavye delikanlılığı değil; adamlar attıkları her tehdit dalgasını gökyüzündeki takımyıldızlarıyla şifrelemişler. Serpens Caput, Delphinus, Capricornus, Ophiuchus ve Scutum derken siber dünyadan gelen darbelerle ülkece ekran başında buz kesiyoruz. •Kurgu sadece bilgisayar kodlarından ibaret değil. Bir bakıyorsunuz Profesör Bilgin’in bıraktığı mektuplarla Gök Tanrı ve Erlik Han gibi Türk mitolojisine dalmışsınız, bir bakıyorsunuz Enneagram formülü ve Sufizm bağlantılarıyla tasavvufun o en gizemli dehlizlerinde kaybolmuşsunuz. Fırat Nehri'ndeki o acayip mavi-yeşil ışık ile İstanbul Topkapı Sarayı’nın asırlık duvarları arasında öyle bir köprü kurulmuş ki, bir anda kendinizi kadim bir tarikatın, Altair’in izinde buluyorsunuz. •Mevlüt, Mert, Deniz, Furkan, Hican, Oğuz ve Volkan. Kimse göründüğü gibi temiz değil, herkes arkasında bir şeyler gizliyor ve bu sırlar yüzünden operasyonlar defalarca çuvallıyor. •Pasif savunmanın bitip, ekibin Ankara Merkez, Fırat Ekibi ve İstanbul Ekibi olarak üç kola ayrıldığı an kurgu adeta üç farklı koldan akan bir nehre dönüşüyor. Ve o final... Tam şifreler çözülüyor, taşlar yerine oturuyor dediğiniz anda maskelerin düşmesi ve Altair’in "Ben geldim" diyerek sahneye çıkışı... •Yazarın kalemi o kadar
Altair - PinhânHasan Balaban · Güneşyolu Yayınları · 20253 okunma
Wtf
5/10
·162 syf.··
2026 26. kitabı
Neyle başlasam bilemiyorum... Öncelikle höst ulan! Ehem... evet, neyse... Seri katil ve FBI ajanı aşkı dediler geldik ama bence inanılmaz ergence ve ZAVADANAK önümüze fırlatılmış bir çiftle karşılaştık. Logan denilen sözde FBI ajanı etrafına karşı sıfır görüş ve farkındalıkta. Lana isimli sözde seri katil sıfatı taşıyan hatun ise geçmişindeki kötüleri avlıyor. Bu ikilinin arasında romantik bir şey olmasa ve etik çatışma olsa inanın daha harika olurdu. Çünkü o romantik çekim resmen insanın suratına vurulan ıslak mop gibi bir etki yaratıyor. Ben anlamadım abi, ne alaka birden birbirlerinin "sözde profillerini" çıkarmaları. Birinin direkt suratına bakınca ne kadar yakınlık aradığını ama bunu uzun süredir tatmadığını uzattığı 20 dolardan anlayabiliyor musunuz? Lan mal mısınız? Gelelim Lana'nın çok zeki bir seri katil oluşuna... Hasbinallah... Sevgili kızçeler, siz hiç ayağınıza haddinden fazla büyük bir ayakkabı giyip onunla yürümeyi denediniz mi? Diyelim ayaklarınız 36-37 numara, bu Lana hanımefendi 46 numara ayakkabı giyiyormuş. Ayakkabılarında oluşan boşluğu doldursa bile ağırlığın eşit dağılması için ve o ağırlığı bacaklarının hareketiyle kontrol etmesi gerektiğinde sizce nasıl bir hareket akışı olur? Rica ediyorum bir deneyin. Sonra "Vay canına Lana çok zeki," yorumunu yapın. Ve sakın sırtına koyduğu ağırlıktan bahsetmeyin çünkü dağılan ağırlıkla sırta alınan ağırlık aynı şey değil. Her şey fazla tesadüfi bir şekilde meydana geliyor ve nedense Lana bir nedenle işi kotarıyor. O KADAR KAMERALAR FALAN VARKEN VESSELAM. Arkadaşının sisteme sızması da ilginç, o kadar kuvvetine laf edilmeyen bir beyefendi ki arkasında siber ayak izi falan da bırakmıyor. FBI siber konuda ya benimle aynı seviyede ya da bu Jake denen herif ilah seviyesinde siber bilgiye sahip. Normal bir
Mindf*ck 1: RiskS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026198 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 117. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Furkan Emre Aynur kaleminden Çıban kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 284 sayfalık bir kitap "Zaman düz bir çemberdir, sahip olabileceğin şey budur, sahip olamadığın şey budur." •Dönüp arkamıza baktığımızda ilerleme dediğimiz şey, bizi gerçekten daha ileriye mi taşıyor yoksa sadece daha şık bir şekilde çürümemizi mi sağlıyor? ​• Kitap, teknoloji dünyasının tam kalbine siber-distopik ve psikolojik bir neşter vuruyor. Lüks plazalar, klimalı ofisler ve steril siteler arasında aslında nasıl devasa bir hapishane inşa ettiğimizi soluksuz okuyorsunuz. Serdar Hissan: 1.94 boyunda, Vortex Mühendislik'in sahibi, kibirli ve aşırı titiz bir adam. İnsanlardan tiksinen, bu steril gücün zihniyetini kitaptaki şu sözleri çok net özetliyor: “Eğer bir prosedür o an satışın ve başarının önüne geçiyorsa, o prosedürü esnetmenin ve delmenin bir yolunu bulurum.” İşte bu sınır tanımaz kontrol arzusu ve hırs, onun en büyük trajedisi oluyor. Ayruk: Bir avukat. Mesleği gereği başkalarının yalanlarını bulmakta ne kadar acımasızsa, kendi iç muhasebesinde o kadar savunmasız. Zihni onu sürekli karanlık, psikolojik labirentlere sürüklüyor. Eskiden bir amacı varken, şimdi ucuz dizilerle zihnini uyuşturmaya çalışan, ölüm korkusu ile boğuşan melankolik ve entelektüel bir karakter. •Serdar’ın, ölümsüzlük vaat eden mucizeleri bekleyen milyarderlerin karşısına çıkıp, Size verecek yeni bir oyuncağım yok dediği an ipler tamamen kopuyor. Teknolojik şemalar saniyeler içinde eriyip binlerce yıllık antik Luvice çivi yazılarına dönüşürken, sistem sadece 7 dakika içinde çöküveriyor. •En tepedeki o kibirli insanın, Kadıköy’ün paslı demirlerine tutunan evsiz bir gölgeye dönüşmesi; insanın kendi yarattığı cehennemde nasıl boğulacağını
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202684 okunma
Reklam
Reklam