Bir varmış bir yokmuş. Masalın yalanı mı olurmuş? Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer senatör iken ulu meclis içinde...
Vatan adında mukaddes mi mukaddes, kahırlı mı kahırlı, bağrı süngü takılı, çilesi umman kadar, bereketi gökler kadar olan bir ana varmış. Rivayet bu ya; "ana sütü gibi ter temiz" deyişi ilhamını bu anadan alırmış.
Devlet derler adına bir de baba varmış. Elinde altı çivi çakılı haşmetli bir sopa olduğu halde gezer, kaşını daima çatarmış.
Millet demişler evlatlarının adına. Boy boy, renk renk, fırka fırka ayrılırmış birbirlerinden. Hepsi anadan kalma bir çile taşırmış.
Günlerden bir gün devlet, almış milleti önüne ve "gayrı beni ve sizi yönetmek sizden birine kalmıştır." demiş ve eklemiş; "Geçen gün demokrasi adında az muhterem çok haz veren bir zat geldi ve beni ikna ediverdi... Artık özgür şekilde yaşayacak, kendi reisinizi kendiniz tayin edeceksiniz. Cahil çoksa cahil, ehil çoksa ehil tarafından idare edileceksiniz. Cahil bir kere başa geldi mi ehil olanların köküne kıran girer, bunu da siz hesap edeceksiniz. Hürsünüz! Özgürsünüz! Cumhurun dediği olacak! Lakin baştan anlaşalım. Ahan da bu yasadır! Dinleyin, duymadık demeyin: Sağa bakmak, sola yatmak, çok yazmak, az yatmak, ayran yaymak, inek sağmak, sakal salmak, fötr takmak, soba yakmak, onu yapmak, bunu yapmak zinhar yasak."
Milletin gözleri ışıldamış o an. Partiler kurulmuş, olanlar olmuş... Sansür bu ya; ilk zamanlar ne olup bitmiş bilmiyoruz. Sonrasında ise iki mühür bir sandık, gizli attık açık saydık derken devlet 100 yaşına basmış.
Eee bir varmış bir yokmuş... Dedik ya kardeşim, masalın yalanı mı olurmuş?
Partiler öyle yapar böyle yapar, devletin altı çivili haşmet sopasını milletin kafasına, orasına, burasına zınklatırmış.
Millet fırka fırka, zihin zihin bölünmüş