“her gece onu seyretmek için tiyatroya gidiyorum. bir gece rosalind oluyor, diğer bir gece imogen. onu bir italyan mezarlığının karanlığında, âşığının dudaklarındaki zehri emdikten sonra ölürken izliyorum...”
"Sanki karşımda içindeki hiçbir şey görmediğim vitrinler varmış gibi, her kelimede durarak yazıyorum. Sonunda bende kalan ise gözucuyla seçebildiğim kumaşların renklerine, bilmem hangi nesnelerle bestelenmiş, şöyle bir kulağıma çalınmış ezgilere benzeyen yarım-duygular, yarım-ifadeler. Yazarken, ölmüş çocuğunu kollarında sallayan deli bir kadın gibi kendimi sallıyorum."
"Bir şeyler hissettiğim zaman kimim ben? Var iken ölmekte olan hangi şeyim?
Bir vadide yaşayan varlıkları çok yüksekten ayırt etmeye çalışan bir insan gibi, bir doruktan kendimizi izliyorum. Her şeye rağmen, karmakarışık, bulanık bir manzarayım ben."
" Ömrüm boyunca, hayatımı ezen koşulların bazılarından kurtulmak istediğim, buna karşılık kendimi benzer başka koşullar tarafından kuşatılmış olarak bulduğum çok oldu, olayların belirsiz örgüsünde bana karşı kesin bir düşmanlık vardı, desem yeri var. Diyelim ki, beni boğmakta olan bir eli boynumdan söküyorum. O eli söküp atan kendi elimin, beni kurtarırken boynuma bir ip geçirdiğini fark ediyorum. İpi boynumdan dikkatle çıkarıyorum, ama bu kez de kendi ellerimle boğazımı sıkmama ramak kalıyor."