"Tarih bize William Shakespeare’in dehasını anlatır; ancak Maggie O'Farrell’ın Hamnet romanı, o dehanın ardındaki derin insani acıya, yani bir babanın evlat acısına odaklanıyor. Kara Ölüm'ün (Veba) gölgesinde geçen roman, sadece bir çocuğun ölümünü değil; şifacı bir annenin çaresizliğini, uzaktaki bir babanın suçluluk duygusunu ve kaybolan bir hayatın sanat yoluyla nasıl ölümsüzleştiğini anlatıyor. Hamnet, tarihin dipnotlarında kalmış bir ismi sahnenin tam ortasına taşıyan sarsıcı bir yas ve hafıza anlatısıdır."
1000Kitap
Yarası olmayan, şifacı olamaz
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"İyi bir şifacı yaralı olmalıdır. Yarası olmayan şifacı iyileştirici olamaz." C.G.Jung
"Oluk oluk kanıyor vücudum fakat yok bir çaresi. Bir yara düşünün ki ne bir göreni var ne de iyileştireni. Derdime derman olup acısını dindireni, Boyuna kanamakta ve yerini bulamamaktayım. Görülmeyen yaraya şifacı aramaktayım, Hâlâ kanayanın ruhum değil vücudum olduğuyla kendimi kandırmaktayım."
Jung; "İyi bir şifacı yaralı olmalıdır. Yarası olmayan şifacı iyileştirici olamaz." der. "Sana büyük acılar vereceğim, çünkü senin büyük sevinçler yaşamanı istiyorum." diye ekler Oruç Aruoba. Zirâ hayata 'aynı açıdan' değil 'aynı acıdan' bakmış olanlar anlaşabilir..
1000Kitap
"İNCİ" Küllerinden yeniden doğmak...
62. BÖLÜM 🌹İnci 🌹 Evet, iyi uyumuştum... Uzun zamandır ilk kez başımı yastığa koyduğumda, zihnimdeki o gürültülü sesler susmuştu. Geçmişin o keskin pençeleri bu gece yakamı bırakmıştı. Serkan’a söylememiştim ama ben de onu görmüştüm rüyamda. Masalsı bir huzur vardı içinde. Hatta gözlerimi araladığımda, rüya bitmesin diye beş dakika daha uyumak için kendimle resmen mücadele ettim. Tekrar uyuyamadım çünkü, Serkan’ı görmeye dair engelleyemediğim bir istek vardı, erken kalkışımın sebebi de buydu. Onu kahvaltıya çağırmalıydım; sadece onu değil, Funda’yı da... Ona karşı fevri davrandım, farkındayım. Eğer o olmasaydı, o güçlü duruşuyla beni sarsmasaydı, ayağımdaki geçmişin prangalarıyla daha ne kadar sendeleyecektim kim bilir? O benim ruhumu onarmış, her seferinde bana bir çıkış yolu fısıldamıştı. Bana inanmıştı. Şimdide ben ona ve onun samimiyetini, dürüstlüğüne inanmalıydım. Onu aradığımda sesindeki şaşkınlığı hissettim ama davetimi öyle içten kabul etti ki, içim ısındı. Yataktan kalkar kalkmaz, odanın camını sonuna kadar açtım. İçerinin havası tazelenirken yatağımı özenle düzelttim. Erken uyanmanın verdiği hafif şişkinliği yok etmek için yüzümü defalarca soğuk suyla yıkadım. "Lütfen işe yara," diye mırıldandım kendime. Oturma odasının balkon kapısını açtığımda içeriye esintiyle dolan tuzlu deniz kokusunu içime çektim. Etraf aydınlanmamış olsa da, havanın bulutsuz oluşu, güzel bir gün olacağını işaret ediyordu. Bu mevsimde güneşin vurduğu o lacivert sulara bakmaya doyulmuyordu. Mutfakta hareketli bir müzik açıp mutfak önlüğümü taktım. Serkan spor yapmayı severdi, ona enerji verecek bir şeyler hazırlamalıydım. Fırına elma dilim patatesleri sürdüm, tavadaki pankeklerin kokusu tüm evi sardı. Kızarmış ekmeklerin üzerine avokadolu karışımı sürüp üzerine tam kıvamında pişmiş
1000Kitap