Onu dinlemediğimi fark eden Zaina yavaşça çenemi yukarı kaldırdı. Yüzündeki şefkatle dolu gülümsemeyi görmemi istemişti.
Şifacı oluşu bu gülümsemeden belli oluyordu. Yalnızca gülümsemesi bile bazı yaraları iyileştirebilirdi.
“Şifacı Frank Hardy, iyileşmek için son çare kendisini görmeye geldiğini söyleyenlerin çoğunun aradığının kesinlikle iyileşmek olmadığını fark eder. Hastalar iyileşmek değil, onulmaz olduklarını teyit etmek için geldiklerini içten içe biliyordur. Umut bulmaya değil umudu söndürmeye, bu son ve imkânsız ihtimali de söküp atmaya geliyorlardır. Kaygılarındaki haklılıkları bir kez daha doğrulansın, bir tür sona erişsinler diye geliyorlardır.
İyileştiklerine dair, iyileşmenin mümkün olduğuna dair her işaret hemen reddetmeleri gereken bir şeye dönüşür; çünkü aksi halde şüpheler girdabında bulurlar kendilerini.”
— Renata Salecl, Kabalık Çağı, Metis Yayınları, s.50.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cadı-şifacının yöntemleri (Protestan Kilisesi için değilse bile Katolik Kilisesi için) sonuçları bakımından büyük bir tehditti çünkü cadı bir empiristti: Din veya dogmalardan çok kendi duyularına güvenir, deneme ve yanılmaya, sebep ve sonuçlara inanırdı. Yaklaşımı dindarca bir pasiflik değil, aktif şekilde meraklı olmaktı. İster tılsımlar ister ilaçlar yardımıyla olsun, hastalıklarla, gebelikle ve doğumla başa çıkmak için çareler bulabilme yeteneğine güvenirdi. Kısacası, onun büyüsü, kendi zamanının bilimiydi.
Yoksulların sefaletiyle karşı karşıya kaldığında Kilise, yüzünü bu dünyadaki tecrübelerin fani ve önemsiz olduğu dogmasına dönüyordu. Ancak ortada bir çifte standart vardı. Zira Kilise, üst sınıf için tıbbi tedaviye karşı değildi. Krallar ve asillerin erkek saray hekimleri, hatta bazen papazları vardı. Asıl mesele kontrol etmekti: Kilise'nin himayesi altındaki üst sınıf erkek şifacılığı makbuldü; köylü alt kültürünün bir parçası olan kadın şifacılığı ise kabul edilemezdi.
Kilise doğum sancısını, Tanrı'nın ilk günahı işleyen Havva'ya verdiği ceza olarak kabul ederken onlar (cadılar) ağrıyı azaltmak için çavdar mahmuzu kullanıyorlardı.