...
İnsanoğlu için gök, ömrün sonsuzluğa karıştığı; toprak ise zamanın ayağa dolandığı yerdir. Ruhun semaya, bedenin toprağa teslimi, bütünleşme manasını taşır. İşte insan canın ayırdına varamadığı şey budur.
Bu acelecilik, bu yerini yadırgama hangi sebepten? Göğe umarla bakıp topraktan hüzünleri hasat etmek neden? Keşke içindekileri çoğaltmayı öğrense insan. Daha yavaş akan bir zamanın elinde ruhunu da doyurarak...
"...Ama sen ne alçak gönüllüsün güzel mavi, emaneten bile uzaklaştıramadığım şu kalbi bir sen usulca koynuna alıyorsun. Sen uçsuz bucaksız odalarını görüyorsun."
Kışın bağrında çiçek açmış
Güzelim Yenidünya
Kokusunu yağmura banıp
Doyasıya içime çektiğim...
Çocukluğum uyandı manzarana.
Şu yaşamak var ya
Bir çiçeğin tohumundaki
Yağmur damlasıyla
Dalmak uzaklara
Ruhumun karmaşasında
Kaybolan kaybolana...
Bir anılar eksilmiyor hatırımda
Duygular, kaç zaman öncesinin...
Ve karşıma çıktıkça
Bahtım saydığım kokular
Kaybolmayan çocukluğumdan.
Sen şimdi gitmeyecek bir trene binmiş,
Kurduğun hayallere varmayı düşlüyorsun.
Ben, çocuk kalbindeki masumiyette
Hayalden öte güzelliklere
Çoktan vardığını görüyorum.